Tarih boyunca mektuplaşma ve önemi

 Değerli okuyucularım bu kez sizlerle çok geniş kapsamlı bir konu işleyeceğim…

Mektuplaşma…

 Günümüzde yerini kısa msj ve  netteki mailleşmelerin aldığı ama bir zamanlar çok önemli bir yeri olan mektup olayına gelelim mi…   Ben şahsen özledim… o süslü kağıtlarla içini rahatlata rahatlata doya doya  sevdiğine, bir arkadaşına, bir  büyüğüne  yazmak ne kadarda farklı  bir  duyguydu  İlk çağlara uzanalım mı mektuplaşma nasılmış M.Ö. : 1650-1200). Hititler, Babilli katiplerden öğrendikleri Eski Babil tarzında çiviyazısını dillerine uyguladılar. Başkentleri, Çorum'un Sungurlu ilçesi yakınındaki Hattuşa=Boğazköy kazılarında ele geçen, devlet arşivlerine ait otuz bine yakın kil tablet arasında, birkaç yüz tane mektup bulunmaktadır.

 ESKİ AŞK MEKTUPLARI

Bir zamanlar, aşkın, sevdanın, sevginin mal olmadığı günlerde insanlar sevdiklerine mektup yazarlardı. Mal olmayan kavram saygı gören bir kavramdır. O yüzden sevda, aşk saygı görür, insanlar yaratıcıya duyulan saygıyla karışık hayranlığa da aşk derler, doğaçlama şiir okuyanları da aşık diye adlandırırlardı. O zamanlar gerçi seçim yoktu ama olsa da aşk kavramı seçim sloganı olmazdı. Neyse efendim sevgiliye mektup gönderip tutkunluğu, kıskançlığı anlatıp, kırgınlıkla sitemi dile getirmek o derecede yaygındı ki... bu duyguları anlatacak sözcükler maddelerle somutlaştırılırdı.
  Muhabbet dili de diyebileceğimiz bu somutlaştırmada çiçek, sebze, eşya adlarının, renklerin yakıştırılan (ve çoğu adlarla kafiyeli) anlamları olurdu. İşte o maddeler bir arada yazılı mektupların yerini alır, maddelerin bulunduğu mendil, kese vb. taşıyıcılar “muhabbetname/ sevgi mektupları” diye adlandırılırdı. Bilmeyenler için burada bir açıklama yapmam gerekecek, muhabbet sevgi kadar bağlılık ve dostluk anlamlarını da içeren bir sözcüktür. Bu yüzden eski metinlerde “aşk” sözüne eklenerek bu kavramı pekiştirir: “Aşk-ı muhabbet”.Türkiye’ye elçi olarak atanan kocasıyla birlikte 1712’de İstanbul’a gelen Lady Montagu arkadaşlarına yazdığı mektuplardan birinde muhabbetnameleri anlatıp örnek verir: “Bir muhabbetname ele geçirdim; bu içinde birçok şey bulunan bir kesedir.. Sırasıyla çıkacak şeylere göre tercümesini yazayım: ‘İnci :Sensin güzellerin genci. Karanfil: Karanfilsin kararın yok/ Gonca gülsün tımarın yok/ Ben seni çoktan severim/ Senin benden haberin yok. Pul: Derdime derman bul. Kâat (kağıt) Bayılırım saat saat. Armut: Ver bana bir umut. Sabun :Aşkınla oldum zebun (güçsüz). Kömür: Ben öleyim size ömür Gül: Ben ağlayayım sen gül. Hasır: Olayım sana esir. Çuha: Üstüne bulunmaz baha. Tarçın: Sen gel, ben çekeyim senin harcın(masrafın).Çıra: Aşkınla oldum çıra. Sırma: Gözünü benden ayırma. Saç: Başıma sensin taç. Üzüm: A benim iki gözüm. Tel: Ölüyorum tez gel. Biber : Bana yok mu bir haber’. Görüyorsunuz, bu muhabbetname manzumdur. Zannediyorum ki Türk erkeklerinde bu çeşit muhabbetnamelerde kullanılmak üzere bir milyon mısra var. Renk, çiçek, ot, meyve, çalı, çakıl taşı, tüy yoktur ki özelliğini göstererek düzenlenmiş bir dizesi olmasın.” İngiliz hanımefendi, Osmanlı haremlerindeki sohbetlerinde anlaşılan yalnızca erkeklerin muhabbetnameleriyle ilgili bilgi almış. Oysa kadınlar da bu tür muhabbetnameler gönderirlermiş. Musahipzade Celal, “İstanbul Efendisi” adlı piyesinde, erkeklerle haberleşmesin, sevda ilişkileri yaşamasın diye okuma yazma öğretilmeyen bir genç kız, İstanbul Efendisi’nin (bir tür belediye reisi) kızı, beğendiği delikanlıya attığı mendille adresini bildirir. Delikanlı bu tür haberleşmelerin cahili olduğu, bu mendildeki maddelerden bir şey anlamadığı için bu işleri bilen yaşlı bir kadından yardım ister.
Kadın mendili şöyle yorumlar: “Mendil pembe. Pembe, gönlüm sende. Bu kız seni beğenmiş. Mendilin bir köşesinde altı tane mermer parçası var. Demek Altımermer’de oturuyor. Mendilin bu köşesi ıslak mıydı, çeşmenin karşısıymış. Hah burada da aşı boyası var, evleri aşı boyalı.”

Kadınlar beğendikleri erkeğe böyle anlamlı işaretler göndermeyi, sorumluluğu erkeğin yorumuna bırakmayı hep sürdürmüşlerArzuhalciler de, dilekçe yazma alışkanlığıyla, aşk mektuplarının başlangıçları için de kalıplar bulmuşlar: “Tende canım, kaşı kemanım.”, “Meleksima canım, gül yüzlü şahım, derde dermanım.” Kafiyeli mektup metinleri uydurmuşlar: “(...) gözüm yaşı ile yazıldı bu mektup. Nuş edip aşkın hun ile ciğer dolsun (aşkı içip ciğer kanla dolsun), aşifte gönül derd ile dahi beter olsun. Siz de buna şahit olun, hercai dilber sevmeyeyim bir dahi tövbeler olsun.”


Bugün bize gülünç gelen bu kalıplar kuşkusuz zamanında çok canlar yakmış. Bu yapmacıklı dilin ısmarlama mektuplarda olduğunu, kültürlü sevgililerin birbirlerine yazdıklarında böyle abartıların bulunmadığını Ahmet Mithat Efendi ile Fitnat Hanım’ın 1876’da yazdıkları mektuplarda görürüz.   Örnekler:Ey servi bülendim, Zatıalinizin yokluğunda badiyeden farksız bu diyarda münferid kalalı, firak badi barid gibi sinemde esmekte. Sizi özlememek ne mümkün. Siz ki nuri aynım; sevdacü, şebi tar misali sineme tevellüd eden sepidedem gibisiniz. Hüsnü aşkınızsa nesimi neb. Ah dildarım, sizin o dilfuruz, dilrubayiniz hayalime geldi geleli dildanenizim bendenizim. Aynı elam, cananım, o aguşbe aguş, lebe leb, des bedest, neşvament hallerimiz hayalime geldikçe giryeban olurum, terahı firak çöker sineme, düri şem gibi giryeler dökerim, sinem şerha şerha bölünür. Filhal yegane virdim tez bir vuslat. Busemi izam ediyorum, kabul buyrun efendim.


NOT: Gülden Kale Düştü, Ahmet Karcılılar'ın kitabından alınmıştır.Cânum Pâresi Sultânum; Öyle nam sahibi ki sabah rüzgarı gibi merhamet artırıp saçar, öyle selâm ki gönül kapan şeker dudakların kavuşması gibi, öyle dualar ki âşıkların avazı gibi yanık, öyle övgüler ki derûnî arzuların ve kalbin meyillerinin sözleri gibi ateşi şûlelendirir, öyle kalp sâfiyatları ki sanki safâ nuruyla nurlanmış selvi boyluların yanakları gibi, öyle mensup olmalar ve bağlanmalar ki lâle yanaklıların sünbül gibi vefa kokularıyla kokulanmış, öyle yakarışlar ki başı göklere uzanan sancağın alemi gibi, öyle Mehdiler ki kendisinden yardım istenen Allah Teâlâ Hazretleri'nin katında 'Allah' 'Allah' nidaları gibi makbul (...) Benim Yûsuf yüzlüm, şeker sözlüm, latîf, nazenin sultanım, Allah dergahına yüzüm süpürge kılıp, bir derecede niyaz ederim ki, sizi benden ömren ayırmak sözü haram ola, mübarek yüzünüzü yine tez zamanda bana göstereKaynak: M. Çağatay Uluçay - Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları-


    MEKTUPLAŞMANIN NE KADAR ÖNEM TAŞIDIĞINI  GÖRÜYORUZ


GELELİM YÜCE ATATÜRK E GELEN  BİR AŞK MEKTUBUNA BAKALIM NASILMIŞ -

 Eleni’nin müzede dağıtılan ve Atatürk’e hitaben yazdığı aşk mektubu şöyle:”Çok seneler geçti, ben halen her gün senden haber bekliyorum. Herhangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla. Kağıttaki gözyaşlarımı görebileceksin. Yıllar ve olaylar geçiyor, seninle ilgili çok şeyler konuşuluyor. Mektubumu okurken, başka kadını seviyorsan, mektubumu yırt.Manastırlı Eleni Karinte, bir gün tanıdığı ve aşık olduğu adama bütün ömrünü harcamıştır. Benim seni sevdiğim kadar, o kadını o kadar çok seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme, senin kadar mutlu olmasını diliyorum. Fakat, balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum. Döneceğini, beni unutmayacağını biliyorum. Babam vefat etti. Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi. Ağladım, biliyorum ki tüm kilitleri ve hapisleri boşuna harcadı. Beni evlendirecekleri adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana onu sevebileceğimi söyledi. Ben kendisine, ‘Hayır, ben sadece ilk aşkımı seviyorum’ dedim. Babam beni hiç bir zaman affetmedi ve ben de kendisini affetmedim. O zamanlardaki gibi artık genç ve güzel değilim.Ebediyen seni seven ve seni bekleyen, Eleni Karinte’n.”


  Değerli okuyucular gelelim dünyadakiilk mektup nasılmış bu gerçekten çok heyecan verici  bir araştırma

  Dünyanın İlk Aşk Mektubu


Dünyanın ilk aşk mektubu, Türkiye'de yazıldı...

Philadelphia Üniversitesi profesörlerinden Hilprecht, 1889-1900 yılları arasında Mezopotamya'nın Niffer Vadisi'nde bir kazı yaptı. Bu arada topraktan çıkarılan önemli bir vesika, içeriğinin ne olduğu bilinmeyen çivi yazısı ile yazılmış diğer binlerce levha ile birlikte, kazı yapılan yerin sahibi olan Osmanlı Hükümeti'ne teslim edildi. 70 bin levhanın içine sıkışmış bulunan bu tarihi vesika; 58 yıl sonra, dünyaca ünlü Sümerolog Muazzez Çığ ve Hatice Kızılay tarafından ele alındı. Bu taş levha üzerindeki yazının ne anlam içerdiği çözülünce, uzmanlar hayretler içinde kaldılar. Çünkü bu taş levha, dünyanın ilk aşk mektubuydu. Hem de Sümer Medeniyeti'nin en büyük kral ve kraliçesinin aşkını anlatan bir mektup...Milattan önce 2300 2500 yılları arasında Mezopotamya'da yaşayan ve şahane bir güzelliğe sahip olan Enlil adında Sümerli bir rahibe, Kral Su-Sin'e aşıktı. Sümerlilerin yeni sene bayramında, tesadüfen kralın gözüne çarparak onunla evlenmeğe muvaffak oldu. Evlendiği gün de aşk ateşi ile, sevgilisi krala bir şiir yazdı. Gerçek sevginin sembolü olan şiir sarayda o kadar beğenildi ki, daha sonra o devrin en ünlü mûsıki üstadları tarafından bestelendi ve kısa zamanda halk arasına kadar yayılarak ebedîleşti... Aşkını taşlara kazıtan güzel rahibe Enlil, mektubunda şöyle yazıyor:Güveyi, kalbimin sevgilisi,
Senin güzelliğin fazladır, bal gibi tatlı
Beni büyüledin,
Senin önünde titreyerek durayım,
Güveyi, seni okşayayım,
Benim kıymetli okşayışım baldan hoştur,
Bağışla bana okşayışlarını,
Benim beyim Tanrım,
Benim beyim baygınlığım,
Enlil'in kalbini memnun eden Su-Sin'im,
Bağışla bana okşayışlarını.Güzel bir rahibenin 4500 sene önce bir krala çivi yazısıyla yazdığı dünyanın ilk aşk mektubu, İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır. 

 

  TARİHTE GİZLİ KALMIŞ AŞK MEKTUPLARINDA BAKALIMMI
SEVGİLİ DOSTLAR


Victor Hugo’dan Juliette Drouet’ye (31 Aralık 1851)

Bu, zulmet ve şiddet dolu günler boyunca harikuladeydiniz, Juliette’im. Sevgi istedim, verdiniz, teşekkürler! Gizlendiğim yerlerde, sürekli tetikte beklemekle geçen gecelerin sonunda, kapımda, parmaklarınızda titreşen anahtarların sesini işittiğimde o kötülükler ve karanlıklar yok oluyordu; içeriye ışık giriyordu. Çatışmanın kesildiği demlerde yanıbaşımda olduğunuz o korkunç ama bir o kadar da tatlı saatleri asla unutamamalıyız. O küçük karanlık odayı, tavandan, duvarlardan sarkan o eski şeyleri, yan yana duran iki koltuğu, masanın bir köşesinde yediğimiz yemeği, getirmiş olduğunuz o soğuk tavuğu ömrümüzce unutmayalım; tatlı s ohbetlerimizi, okşamalarınızı, kaygılarınızı, adanmışlığınızı hep anımsayalım. Beni sakin gördüğünüze şaşırmıştınız. Bu dinginlik nereden geliyor biliyor musunuz?
Sizden…


---------------------------------------------------------

Einstein’den Mileva’ya (6 Ağustos 1900)

Babam da bir ahlak dersi mektubu yazdı bana. Ama asıl işin konuşularak halledileceğini söyledi, bu yüzden çok sevinçliyim. Büyüklerimi çok iyi anlıyorum. Kadını erkeğin bir lüksü olarak, erkeğin ancak çok iyi yaşam koşullarına sahip olunca hak edebileceği bir şey olarak görüyorlar.
Açlık ve aşk yaşamın çok önemli güdüleridir. Öyle ki öteki layt-motifler bir kenara bırakılsa bile hemen her şey bunlarla izah edilebilir. Bu yüzden anne ve babama –iyi ve güzel bulduğum bir şeyden taviz vermeden – saygılı davranmaya çalışıyorum. Ve o da sensin, benim sevgili hazinem.

Sen, kendi ailene henüz söylemediysen, bırak söyleme. Sanırım böylesi herkes için daha iyi. Belki onlar da tıpkı benimkiler gibi bir sürü lüzumsuz dert yaratırlar ve çile çekerler. Ama sen akıllı bir kızsın, ve onları tanıyorsun, dolayısıyla nasıl davranman geretiğini de çok iyi bilirsin.
Sen yanımda olmadığında sanki ben tam olarak kendim değilmişim gibi geliyor bana. Oturursam yürümek istiyorum, yürüyorsam eve dönmeye can atıyorum, eğleniyorsam, çalışmak istiyorum, çalışmıyorsam huzursuz oluyorum ve yatmaya gittiğimden yaşadığım günden hoşnut olmuyorum.

Sevgili Pisiciğim,

Az önce, Leonard’ın ultraviyole ışıktan katot ışınlarının elde edilmesine dair muhteşem bir makalesini okudum. Bu güzel yazının etkisiyle öyle bir mutlulukla doldum ki, s enin de bundan mutlaka payını alman lazım. Moralini bozma sevgilim ve kuruntulara kapılma. Seni bırakmayacağım ve her şeyi mutlu sona vardıracağım. Sadece birazcık sabır.

 


--------------------------------------------------------
Napoleon Bonaparte’tan Josephin’e Paris (28 Ekim 1795)

Bir tek günüm bile geçmedi yüreğimde senin sevgin olmadan, bir tek gecem bile geçmedi seni kollarımla sarıp sarmalamadığım, beni yaşamımın ruhundan uzaklaştıran zafer ve tutkuya lanet etmeksizin bir tek fincan çay bile yudumladım. İş güçle meşgulken, orduları komuta ederken, savaş meydanlarını aşarken, benim tapılası Josephinem, hep kalbimin tahtında oturuyor, zihnimi meşgul ediyor, düşüncelerimi alıp uzaklara götürüyorsun. Senden, Rhöne’un suları kadar hızlı ayrılmamın nedeni seni en kısa zamanda yeniden görmek isteyişimdir. Eğer gece yarıları çalışmak için kalkıyorsam bunu benim tatlı sevgilim belki birkaç gün önce gelir diye yapıyorum, ama sen 23-26 Ventöse tarihli mektubunda bana “siz” diye hitap ediyorsun.Sensin “siz”! Ah, kötü kız! Nasıl yazabildin böyle bir mektubu? Ne kadar da soğuktu!   Ve değerli dostlarım çok farklı bir mektup işe yazımız sona eriyor ..

 


 bu da çok değerli bir  mektup

   Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar,
uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç,
ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Ey Oğul!
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima
sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğügibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve
adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlıyı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu
mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü,
zaman yok, süre az!..
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek
ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.
Not: Osman Bey, vefatında 68 yaşında idi. Tarih ise, Ağustos 1326'yi gösteriyordu. (Allah rahmet eylesin.)
Vefat ettiğinde geriye bıraktığı mal varlığı şunlardı : Bir at zırhı, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kılıç, bir mızrak, bir tirkeş, birkaç at, üç sürü koyun, tuzluk ve kaşıklık   ………………….

 

 Evet  değerli dostlar siz siz olun mektup yazmayı bir kezde günümüzde deneyin inanın çok rahatlayacaksınız çünkü yazmaktır insanı dertlerinden ayrı tutan …
                                            sevgilerimle


                           HOŞÇA KALIN AMA  DOSTÇA KALIN

                                AYŞEGÜL AŞKIM KARAGÖZ

Son Güncelleme (Pazar, 12 Aralık 2010 06:24)

 
Yazar: ayşegül aşkım karagöz

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

Yazar bilgileri: Ayşegül Aşkım Karagöz

Bu yazar simdiye kadar 149 eser ekledi.daha fazla bilgi icin yazar bilgilerine gidiniz.

Yorumlar  

 
0 # Azimet IŞIK 2010-10-17 23:05 Mektup hakında epeyce bilgi aldım. büyük bir emek var.

emeğine sağlık çok teşekkür ediyorum
saygı ve selamlarımla
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
0 # Nedim Karavul 2011-04-10 22:58 ELLERİNE SAĞLIK OKUYAN VE ARAŞTIRAN BİRİLERİNİN OLMASI HARİKA Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
0 # Ayşegül Aşkım Karagöz 2011-04-13 01:48 teşekkürler nedim bey okumaya verdiğiniz değer için Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
0 # Ayşegül Aşkım Karagöz 2011-04-13 01:49 IŞIK ağbim varolasın çok tşkler Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ÜYELİK GİRİŞİ

KÖŞE YAZARLARIMIZ
мєнмєт Dคℓкคηคт
мєнмєт Dคℓкคηคт
maviiklimler yönetimi
maviiklimler yönetimi
Gelismis Istatistikler
Toplam Üye:2482
Aktif Üyeler:2477
Son Üyemiz:gxkpdkinf1983
Son Ziyaretçi:suleyman durmaz
İçerik:24668
İçerik Okunma:22009786
RADYO MAVİİKLİMLER
Günün Sözü
Sevmeyi bilmeyen, ölmeyi de bilmez.
ANONİM -

Friends Online