paylaşım savaşı = neo iktisat

Neo-ekonomi=Paylaşım savaşı

"...ta ki servet, içinizde yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın" 

         Klasik manada iktisat,Var olan imkanları kullanarak insanların en yüksek refah seviyesine ulaşmasını temin etme çalışmasının adı olarak bilinir.Bu çalışmaların tümüne birden İKTİSAT BİLİMİ denir. Üretim tüketim faaliyetlerinden tutunda mülkiyet,alım-satım,pazarlama,fiyatlandırma,tesis kurma,ithalat-ihracat,parasal hareketler,kurumlar kurumlar arası ilişkilere kadar iktisat biliminin alanı içerisindedir.Ticaret ise tek başına iktisat kavramını içermez.İktisat biliminin içerisinde kar-zarar,alış-veriş işleyişini disipline eden,düzenleyen,biçimlendiren bir anlam ifade eder.       

       Bu günkü iktisat ve ticaret dünyasını iyi tanımak ve anlamak, geleceğin ticaret dünyasını iyi yorumlayabilmek için, geçmişte ki iktisadi hayatı iyi bilmek gerektiğini söylemek, artık tescil olunmuş bir bilimsel gerçekliği söylemek demektir.Geçmiş tarihe baktığımızda devletleri,milletleri, toplumları ayakta tutan, onları tarih içinde var kılan üç önemli faktörün öne çıktığını görüyoruz. Bunlardan en önemlisi ve olmazsa olmaz şartlarından biri; ortak değerlerden oluşan ortak bir yaşam biçiminin gerçekleştirilmiş olmasıdır (Kültür-medeniyet). İkincisi güçlü bir askeri yapıya sahip olunması (Siyasi birlik-bağımsızlık).Üçüncüsü ise yazımızın da konusunu teşkil eden tutarlı-yeterli-dengeli bir iktisadi yapıya ulaşmış olmaktır. Bu üç faktörü dengeli bir biçimde muhafaza edemeyen kavimler tarihte fazla uzun ömürlü olamamışlardır.     

      Her toplumun ortak yaşam biçimini oluşturan unsurlar (Dil, din, ırk, gelenek, soy, ahlak, aile, erkek-kadın vs…) kültür ve medeniyet öğeleri o toplumun idealize ettiği değerlerdir. Ve bu değerler uğruna o toplumun fertleri idealist olmak zorundadırlar.Bu değerler karşısında idealizmini yitiren her toplum, zaman içinde ortak yaşam değerlerini kaybeder.Bazen kısmi olarak, bazen de tamamen başka bir topluma dönüşmek zorunda kalır.Tarih bunu nice bin örnekleriyle doludur. Bu dönüşüm belki yüzyıllar içinde gerçekleşebilir. Tarih içinde yüzyılların fazla bir hükmü yoktur. Gerek yazılabilen tarih içinde, gerek se yazılamayan tarih içinde başka bir kavme dönüşen onlarca topluluktan bize haber verilmektedir. Ortak değerler etrafında bütünleşmiş bir toplum, varlığını dış güçlere karşı sürdürebilmesi ve özgürlüğünü koruyabilmesi için sıhhatli bir siyasi yapılanma ve askeri güce ihtiyaç duyar. Uğruna can vermeyi göze alabilecek kadar önemsenen özgürlüğün muhafazası çok ileri düzeyde siyasi ve askeri donanımlara sahip olmayı gerektirmektedir. Savaşamayan ve toplumun özgürlüğünü savunamayan her siyasi-askeri varlık yok olmaya, arkasında ki toplumu da yok etmeye mahkumdur. İktisat klasik manada kısaca tanımlamaya çalıştığımız yukarıda ki mekanizmanın adeta dolaşım sistemi gibidir. Kanın en uç noktalara kadar taşınması ve bünyeyle uzuvların bütünleşmesi gerekir. Sosyal yapının her bir birimine iktisadi birikimlerin adil olarak taşınması, birlik ve bütünlüğü sağlamlaştıracak, gücü artıracaktır.       

          İnsanlığın tarihi gelişim süreci içerisinde üç farklı iktisadi dönem göze çarpmaktadır. Tarım toplumu olara da adlandırdığımız, ziraata dayalı tarımsal ürünlerden başka ciddi manada üretimin yapılamadığı, klasik iktisat dönemi, sanayi ürünlerinin başlangıcı sayılan orta çağın sonlarına kadar uzanır. Eski yunan, Roma, eski Mısır, Mezopotamya, uzak doğu ve orta asya kültürlerinin süreç içerisinde geliştirerek, değiştirerek uyguladıkları klasik iktisat ilke ve prensipleri çok basit ve sade olmasına rağmen, beceremeyen bir çok imparatorlukların yegane yıkılış sebebini oluşturmuştur. Kendi içinde üretimi adil paylaştıramayan Roma’yı ortadan kaldıran kendi vatandaşları olmuştur. Roma kapılarına kadar dayanan büyük hun imparatorluğunun, kendi öz vatanlarına bile dönme imkanı bulamayarak Macarlaşmalarının, Mezobotamya’ya kadar inen Moğol akınlarının tutunamayışlarının altında organize bir iktisadi yapı oluşturamayışlarından başka ne sebeb olabilir. Mülkiyet kavramının sürekli biçim değiştirdiği , insanların köleler, köylüler, esirler,  asiller, soylular olarak sınıflandırıldığı bir toplumda oluşacak iktisadi yapı, elbette çok kırılgan bir  hal alarak, toplumları felakete sürükleyecektir. Ticaret yollarının gasp edildiği, mal mübadelesinin zorbalığa dönüştüğü iktisadi yapıların, ait olduğu toplumları fazla ileri götüremeyeceği aşikardır. Eski Yunan ve Roma  da Kurumsal bir iktisadi yapının ıslah edilerek ahlakilik temelleri üzerine inşa edilmesi için gayret gösterildiğini, fikir üretildiğini, uygulamaya çalışıldığını biliyoruz. Özellikle Mezobotamya havzasında egemen olan dini inanışların iktisadi hayatı kendi diyalektiği çerçevesinde tanzim ettiğini de biliyoruz. Sanayi toplumunun oluşumuna kadar süren klasik iktisadi dönem içinde her ne kadar askeri güç kullanarak ülkeler ele geçirilse de adil ve eşit paylaşım temeline oturtulan kurumsal bir iktisadi yapı geliştiremeyen toplumlar uzun süreli egemenlikler kuramamışlardır. Ziraata dayalı toplumlar içerisinde en gelişmiş, karmaşık ve kompleks kurumsal iktisadi yapıyı oluşturan OSMANLI DEVLETİ bile sanayi toplumuna geçişte gerekli iktisadi reformları başaramadığı için varlığı sona ermek zorunda bırakılmıştır.          

         Orta çağın sonuna doğru, coğrafi keşiflerin sonuçları, teknolojinin gelişmesi ticaret anlayışını, ahlakını ve biçimini değiştirmiş, giderek acımasız bir sömürge kültürünün oluşumuna sebebiyet vermiştir. Sanayi ürünlerinin ortaya çıkışı klasik tarım toplumunun üretim-tüketim tarzını ortadan kaldırmış, paranın hızını ve anlamını değiştirmiş, zenginliğin dolayısıyla İKTİSADIN daha baskın bir güç olarak ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. İlk önceleri Avrupa’da başlayan bu değişim, toplumun düşünce yapısını da derinden etkilemiş, taşları yerinden oynatmıştır. İnanç değerleri, toplumsal değerler, hukuk, krallar, yönetimler kökünden sorgulanmaya başlamış, yeni değerler fikirler, yöntemler yerden ot biter gibi toplumu kuşatmıştır. Parayı, zenginliği, faydacılığı, temel ölçüt alan sömürgeci mantık kendi değerlerini topluma dikte ederek adeta bir metaformoz yaratmıştır. Yüzyıllarca Avrupa’nın hamisi olarak hüküm süren germen imparatorluğuna, zenginleşen İngiltere ve Fransa kafa tutacak cesareti gösterebilmiş, birinci ve ikinci dünya savaşları bu mantık sonucu ortaya çıkmıştır. İnsan haysiyeti paranın karşısında bu dönemde ayaklar altına alınmış, insan hayatı zenginliğin karşısında hiçe sayılmıştır.Fertler değil milletler top yekun köleleştirilmiş, yeni Avrupa medeniyeti insan kanı ve kemikleri üzerinde inşa edilmiştir. Geçiş sürecini de katarsak, geçen yüzyılın sonlarına kadar uzatabileceğimiz bu dönem iktisat biliminin obez olacak kadar büyüdüğü bir noktaya gelmiştir. Öyle ki tüm toplumsal değerleri kontrol edecek kadar tesir kazanmış, silah sanayini bir ticaret metaı haline getirecek kadar savaş makinasına dönüşmüştür.         

         Artık savaşlar silahla değil bilimsel iktisadi taarruzlarla yapılmaya başlamış, eğemenlikler siyasetle değil iktisadi linç, iktisadi çökertmelerle temin edilir olmuştur. Bu gidişatın toplumsal hayata yansıması sonucu, fertler ölümcül bir bireysel vurdum duymazlığa düşmüş, parayla var olma veya parayla yok olma düşüncesi kemikleşmeye başlamıştır.Parasız insan belh-um adâl (Hayvandan aşağı)  konuma düşürülmüştür. Yirminci asrın sonuna gelindiğinde dünyada ki her insan “cebimde ne kadar param varsa o kadar insanım” noktasına gelmiş bulunmaktadır. Paranın en kutsal değer olarak en yüksek noktaya yerleştirildiği böyle bir dünyada ifsah edilemeyecek hiçbir ahlaki ilke, elde tutulacak hiçbir insani değer, içi boşaltılmamış hiçbir manevi güç kalmamış gibi gözükmektedir.        

         Yirmi birinci yüzyılın başında hortlayan,elektronik ve iletişim teknolojisinde ki ilerlemeler,sanayi toplumunu BİLGİ TOPLUMU  na, çağı da bilgi ve bilişim çağına dönüştürme eğilimindedir. Dünyanın nerdeyse kocaman bir köye dönüşeceği bu yüz yılda sanırım ulusal değerlerin yerine insani değerleri, toplumsal hukuk yerine evrensel hukuk ilkelerini ulusal  sermayenin yerine de KÜRESEL  SERMAYE yi koyacağımız günler çok uzak değildir.Kopenhang kriterleri ( AB) İnsan hakları beyannamesi v.b… gibi dökümanlar  geleceğin dünyasının ilk habercileri gibi gözüküyorlar. Ulusal sermayeler artık birbirleriyle rekabet etmek istemiyorlar. Bakıyorsunuz ki dev bir İngiliz şirketiyle, dev bir Japon şirketi birleşebiliyor. Böylece çok uluslu büyük şirketler küresel sermayeyi oluşturmaya başlıyorlar. Bilgi toplumunda İKTİSAT sınır tanımıyor,Ulusal kimlik tanımıyor. Sermaye, yönetici elitleri yönetmeye ve yönlendirmeye zorluyor. Dünya çok uluslu küresel sermaye sahiplerinin tepesindeki üç-beş insanın alacağı kararları bekliyor. Bir anda milyonlarca insan biraz daha fakirleşirken, bir avuç patron, her insanın damarından şırınga ettiği birer damla kanla, tek başına uzaya yolculuğu düşleyebiliyor. Bir anda yaramazlık yapan ülkelerin ekonomileri yerle bir edilirken, bir anda yeni bir ülke icat edilebiliniyor. Küresel sermayeye kafa tutacak yönetici elitler acımasızca cezalandırılıyor. Gerekirse ortadan kaldırılıyor. Tehlikeli gözüken ulusal devletler lime lime edilirken, cici krallıklar, soylu prensler alkışlanıyor. Bilgi toplumunda İKTİSAT  küresel sermayenin emrinde bulunuyor. Bilgi toplumunda İKTİSAT paylaşım kavgasının proğramcılığını yapıyor.         

           Dünya yavaş yavaş ölüyor. Dünya erdemlilik adına ne kadar tarihsel birikimi varsa hafızasından silip atıyor. Topluluklar dindar müridler gibi küresel sermayenin önünde eğiliyorlar. İnsanlar parayı düşünüyor, parayı hayal ediyor, paraya acıkıyorlar. Deniz suyu içimiş gibi parayı içmek istiyorlar. İçtikçe susuzlukları artıyor, arttıkça bir daha içiyorlar. Bir türlü içmekleri bitmiyor. İnsanlık yeni bir hazreti İsa bekliyor. Roma’nın üstün ve acımasız gücünün aciz kalacağı merhamet kılıcıyla gelecek bir İsa bekliyor. İnsanlık küresel sermayenin karşısında pervasızca konuşacak bir hazreti Musa bekliyor. “ Bırakınız bu insanları, özgürlüklerine koşsunlar, saraylarınıza yeni hizmetliler bulun “ diyecek bir Musa bekliyor. İnsanlık namaz kılan, hacca giden, zekat veren,kabenin hamiliğini yapan ebucehilin karşısına çıkarak bunlarla insanları aldatamazsın bölüşeceksin,paylaşacaksın yoksulun yetimin güçsüzlerin yanında olacaksın,asgari ücretlerle insanları köleleştirmeyeceksin diyecek bir peygamber soluğu bekliyor.Ki dünyanın geleceği için yeni bir umut olsun, gelecek nesiller için bir ışık doğsun…  

Mehmet DALKANAT

Son Güncelleme (Perşembe, 29 Eylül 2011 17:58)

 
Yazar: Mehmet DALKANAT

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

Yazar bilgileri: мєнмєт Dคℓкคηคт

Bu yazar simdiye kadar 142 eser ekledi.daha fazla bilgi icin yazar bilgilerine gidiniz.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ÜYELİK GİRİŞİ

KÖŞE YAZARLARIMIZ
мєнмєт Dคℓкคηคт
мєнмєт Dคℓкคηคт
maviiklimler yönetimi
maviiklimler yönetimi
Gelismis Istatistikler
Toplam Üye:2479
Aktif Üyeler:2473
Son Üyemiz:maximowallace7076
Son Ziyaretçi:omerekincimicingirt
İçerik:24695
İçerik Okunma:24557703
RADYO MAVİİKLİMLER
Günün Sözü
Para konuşunca, doğruluk susar.
ANONİM -

Friends Online