Dörtlükler - Micingirt

Düş'e Düşen Dörtlükler

Ben derdimi şiirlerle ifade ediyor yada etmeye çalışıyor nefes alıyorum adeta. Hiç dertsiz kalmıyor başım ve gözyaşım. Sessiz sessiz yudumluyorum boğula boğula.Dertsiz yığınları düşündükçe şaşıyorum üşüyorum ve şiirlerle düşünüp dörtlüklerle koşuyorum. Şiirler gözyaşlarım,hem buyurmadı mı ''Çok ağlayın az gülün” Kâinatın Efendisi…

Edip

Yüksek topuğu var enginsizliğin

Söz intihar cellat gibi aşklarda

Hoş bedava ben susayım siz deyin

Edip çapkın edebiyat hovarda

 

Ağartu

 

Soğanlı yaylaları, ah benim hissiyatım

Yalnızlıklar sürükler meşakkatli katığım

Ağartu gözyaşları, şiire sunduğumuz

Öyle ne kadar güçsüz, ben nasıl yaratığım

 

Gibi

 

Düşüme ölüm girdi, dehşeti tarif gibi

Peşime zalim durdu, haşyeti ârif gibi

Bir ben vardım bir tek ben, bir de derin sessizlik

Dişime dilim vurdu, zatı maarif gibi

 

Ayın Esrârı

 

Rengârenk boşalan iftarın bârı

Meşheri bereket ayın esrârı

Hilâli gösterir yer yer bulutlar

Ruhları diriltir rahmet rüzgârı

 

Onarmaz

 

Ölüm bende eskidi, ölsem farkına varmaz

Üçayak ifadeler; gövdem kıpraşıyor az

Kubbe derinliğinde bir ses gelir uzaktan

Yalama tövbelerim, cürümleri onarmaz

 

Şayet

 

Uçup gidiyor günler, geri başladı sayım

Zihnim başka âlemde, câizse hamaktayım

Epey mesafeliyim, menfi müspet gerçekle

Yaşam bu ise şâyet, hâla yaşamaktayım

 

Aşk

 

Sonsuza giden yol ölümsüz sanma

Ölmek pek güzeldir ölmeden önce

Dünya ve ahiret, ölüm var amma

Ölümsüzlük başlar, aşkı görünce

 

O Cümle

 

Düşündüm hamalı yağlı sicimle

Tükeniş başladı bütün gücümle

Kurtuluş tek hitap,işte O cümle

Sen Affedicisin,affı Seversin! ..

 

Poyrazlarda

 

Şu mutsuz künyeme dipsiz söz perde

Ruhum filizlenir ölü gözlerde

Soluksuz kaldığım hasret yarası

Rüzgârla büyüdüm sert poyrazlarda

 

İzzet Zillet

 

İzzeti zillete terk edip battı

İffeti fırlatıp sokağa attı

Menfezlerde arsız nursuz yüzleri

Fütursuzca malum basın anlattı

 

İsraf

 

Ekmekler çöplerde feryatta tandır

Utanan var mı ki gel de utandır

Ve ruhlar kıpkızıl çöken vicdandır

Bense yapayalnız susup izlerken

İsraf ölüm kusar hayli zamandır

 

Ve Sadece

 

Cennetle müjdeli hangi bayanlar

Ancak ve sadece O’nu duyanlar

Gerçek sevgi sır ve iffeti bilip

Kalbi dudağında aşk yaşayanlar

 

Tespihat

 

Çalış önce sonra tespihini çek

Tespihat hatrına çalışmak gerek

Ancak ve sadece her şeye rağmen

“Yâr”inin adını an gizlenerek

 

Poyraz

 

Şu mutsuz künyeme dipsiz söz perde

Ruhum filizlenir ölü gözlerde

Soluksuz kaldığım hasret yarası

Rüzgârla büyüdüm sert poyrazlarda

 

Kurban

 

Sen izâhsız bir sevda, sen renklerin alısın

Ben de ben’i fark eden, iklimin abdalısın

İçime düşen meltem, kurbanlar sana meftun

Sen kutlu bir silsile, sen balların balısın

 

Uyan

 

“Çalışanın alnında, kurumadan terini…”

Ne muhteşem öğüt bu, heba etme hayhuya!

Müspet menfi kesitler, fıtrat gaye keyfiyet

Uyan yakalanmadan ölüm denen uykuya.

 

Maşrapa

 

Zihnin basireti ağıza tıpa

Akıllı adam yok ifşâyı yapa

İlham ve tefekkür sonra basiret

Sabret gereğince dolar maşrapa

 

Rağbet

 

Halimiz serüven zina serbest hem

Domuzun yağından olur mu merhem

Flörtle kutsanmış sokakta Meryem

İstemem arkadaş rağbet istemem

 

Fetva

 

Dinledikçe mevzi alır duyular

Cama çıkmış fetva verir ayılar

Zihin firar göbeğinden buyurur

Öyle ister Karun yüzlü dayılar

 

Dilime

 

Bilinmez kapı açar sâmimiyet âlime

Aşk ile tulû eder gelir düşer dilime

Yutkunurum ümitle bu bambaşka hissiyat

Dirilirim tekrardan eli değse elime

 

Kış

 

Neredesin bekliyorum gel ey yâr

Dün ve yarın vakitlerim düş oldu

Aşk pahalı sevmeler yoz hesap var

Mevsimlerim toz eyledi kış oldu

 

Ah Eden

 

Medeniyet tasviri köprüler ve kemerler

Gidenleri uğurlar hüzünleri emerler

Sırlar mâziye vurur ah eden seyirlerim

Ah be beyaz atlılar Osmanlar ve Ömerler

 

Geldi

 

Koştuk mabetlere dediler dinci

Şükür pes etmedik bunca yıl oldu

Mümin Hakk’a varan eşsiz akıncı

Bu hâlle şükrettik bayram da geldi

 

Gözlerim

 

Felsefe mevt, mutluluklar yanıyor

Aşk hasadı koca ömrü yonuyor

Ah ettirir her dem kırık dörtlükler

Gözlerim yaş, usul usul kanıyor

 

Affedersiniz

 

Dudakları hızmalı boy boy züppeler arttı

İnsanlık ötesine mahlûkatı arattı

İt gayeden bihaber dönüp etrafa baktı

İçgüdüye küfredip gözlerini ağarttı

 

Hakikat

 

Var oldun her devirde kıvrak yağız atlarla

Hakikate uçardık perdesiz kanatlarla

Adalet hak ziynetti mertebe teslimiyet

Bir sorun kaç kıtayı dirilttik cihatlarla

 

Gıcırtı Sesleri

 

Yol tezek kokuyordu, karakışın izi var

Gösterişsiz yürüyüş dağ taş yorgun ve asil

Gıcırtı sesleri hep, sanki geçmişi arar

Ah! Kimler anlar acep, anlayanlar muttasıl

 

Sana

 

Sen hüznümün umranlaşan esiri

Hassas ruhlar hissederler tesiri

Mumlar gibi eriyorum nerdesin

Sana yazdım imgeledim nesir’i

 

Züleyha’yı

 

Sen geceyle baş başa, ben ise telâşe de

İsmini hecelerim adeta her köşede

Ellerimde ellerin, rüya ne kadar doğru

Züleyha’yı hatırla, tevbe eyle hâşâ de

 

Gölge

 

Yolcular kasvetli bulanık deniz

Garip hislerdeyim yine bendeniz

Bir meçhul dönemeç gidişin sonu

Güneş bir sönerse kalmaz gölgemiz

 

Cennet

 

Sadâkat sahibi eyler mi mihnet

“Kalbim temiz “dersin sen öyle zannet

Ne büyük ihânet bu kalbimize

Dünya ve kâinat boşa mı Cennet

 

Son Hadde

 

Çıplaklığını giyinip soyundu loş caddede

Tezgâhta aşk arıyor berduşça yâr maddede

Külhan kendine mahsus, canevini gösterip

Tahsisatı bitirirdi, tükendi son haddede

 

Aramayın

 

Hayat nedir kaç kıtadır kaç ada

Madde ötesine geçelim ya da

Huzur sükûn nerededir kimdedir

Gerçek huzur aramayın dünyada

 

Fark

 

"Âhâd olan Allâh”ben sen biz siz yok

Var olan bir olan yalnızca Allâh

Aczini farkeyle putlarını yık

Bırak macerayı kurtul inşAllâh

 

Yürü

 

Esas maksadı gör gerçeğe yürü

Ölüdür mürtedin kölesi hürü

Ölü bedenleri hem kim diriltir

Kurân esasıdır İslâm kültürü

 

Sîret

 

Töresiz çimdiklerle hâl eylemiştir eti

Zihinden yarı çıplak boy veriyor cüreti

Şehvetin reçinesi kahpenin meyhanesi

Sûreti fâş eyler mi, eyler mutlak sîreti

 

Boş

 

Konuşmam gözyaşı susuşum hata

Gamdan perçin attım meçhûl sanata

Bütün hay huylarım deli sevinci

Elli yıl koşturdum boş saltana

 

Sistem

 

Şapa oturmuş millet, bankalar haram akmış

Sisteme lâf eylemek, belâyı aramakmış

O gün köleler gibi, yurdun gerçek sahibi

Son kaç asrı düşündüm gözyaşı verem akmış

 

Nemrut

 

Bireysellik zillet veyahut da put

Nankörlerden olma seslenişi tut

Teslime muhalif bahtsız sineler

Belki bir Fravun belki de Nemrut

 

Terör

 

Mağlup mu mahçup mu, paramparça kim

Namussuzlar serbest, tutuklu hâkim

Ezanlar okunur şükür nitekim

Neylerse hayreyler elbet müstakim

 

Boşver

 

Gurur hep öndeydi açık arayla

Bankerlik öğrendim kara parayla

Varlık ötesini “boşver”e sattım

Bir ömrü tükettim hep macerayla

 

Muhâbbet

 

Gayesi zevk olan hâlden ne anlar

Hüsran ehli olur bir şey sananlar

Tevazu ziynettir kulda şüphesiz

Muhâbbet ehlidir hep kahramanlar

 

Kurbanım

 

Yüzün görsem rüyamda, elin sürsen başıma

Mücrim yüzüm nurlanır, kurtulurum kasvetten

Gözüm gönlüm açılır, neler girmez düşüme

Cemâline kurbanım, yakma beni hasretten

 

Eşitlik

 

Adalete ihânet kararda kaygısızlık

Erklerin eşitliği kadına saygısızlık

Kaderin güzelliği kadın zârif ve nâif

Kadını tanımamak şüphesiz duygusuzluk

 

Taşa Çalın

 

Dinleyiniz susunuz ağa paşa beyseniz

Gönüllerde yaşayıp alnınızı eyseniz

Geçiciyi fark edip aczinizi arz edin

Benliği taşa çalın istikâmetdeseniz

 

Bir Yığın

 

İfade duyarsız,sineler katı

Bir yığın şair var Şeytanın atı

Üslupta ilhâm yok mantık nesepsiz

Hiçliği hor görmek, çoğun fıtratı

 

Ciddiyet

 

Ölüm öncesini bilirsen şayet

Ebedi hayata eyledik niyet

Bizden gayret bekler ölüm ötesi

Latife eyvallah biraz ciddiyet

 

Yanış

 

Benlikteysen sabır gerek buyurmuş

Sabırsızlar basitlikte uyurmuş

Hakkın dersi aşk oduyla yanıştır

Yananlara gerçek sırrı duyurmuş

 

İnkâr

 

Doğru birdir değişemez, tefrikadır türleri

Susunuz dinleyiniz, zamane kâfirleri

İnkâr liyakat madem, sizler kimin eseri

Zekâ kimi kurtardı, küfrün misafirleri

 

Şiir Diyerek

 

Ne söylesem bilmem geriye doğru

Heybem ve gözyaşım,bin tevbe gerek

Titrek yüreğimde başladı ağrı

Bir ömrü payettik,şiir diyerek

 

Taşa Çalın

 

Dinleyiniz susunuz, ağa paşa beyseniz

Gönüllerde yaşayıp alnınızı eğseniz

Geçiciyi fark edip, aczinizi arz edin

Benliği taşa çalın, istikâmetteyseniz

 

Keşkeler

 

Günahlarım arttıkça keder bürür gam bürür

Teslim olup seyredin kim gizlenir kim görür

Hüsrana uğramadan keşkelerim ıslansın

Izdırabım artıkça gözyaşlarım güldürür

 

Değişmez

 

Ruhum pek filinta, mesafe kısa,

İdrâk paramparça ah bir anlasa…

Kervânı dağıttık yüzyıllar boyu;

İslam tek kurtuluş değişmez yasa!

 

Ben'i

 

Kulu ter kokmayan ekmek öldürür

Şeytanı tespihi çekmek öldürür

Kalbi şekavetle bakmak öldürür

İhlâssız amelin yönü uçurum

“Ben”i aşk odunda yakmak öldürür

 

Ötesi

 

Tasavvufla dupduru, akışımız var bizim,

Hayat, ilim, hakikat, hak işimiz var bizim.

Zekâ neyi şâd etti istikamet bozuksa;

Ölümün ötesine bakışımız var bizim!

 

Ömer’le

 

Mısra eker Ekinci satır ıslanmış terle

Micingirt sağ yanımda koşuyorum Ömer’le

Sebeplere riâyet aşka ihânet niye

Beni “ben”le yıkadım ilhâmı köpüklerle

 

Gurur

 

İdrâk yok, nasibi basit bir ben’di

Zevki harmanına yayıp beslendi

Hep olmak sevdası, çok ocak yıktı

Gafilde yıkılmaz gururun bendi

 

Değişmez

 

Ruhum pek filinta, mesafe kısa,

İdrâk paramparça ah bir anlasa…

Kervânı dağıttık yüzyıllar boyu;

İslam tek kurtuluş değişmez yasa!

 

İslam’la

 

Şeytana başkaldırı, sonsuzluk yoludur din

Nemrut olup gidersin, nedir İslam’la derdin

Bilinmezleri bırak, mahşeri düşün gafil

Şeytan gülerek der ki; geberdin sen geberdin

 

Mevcuttur

 

Kalbi dudaklarına sıkıca tuttur

Çek ipini nefsinin, sahibini gör

Bireyselliği bırak görenlere koş

Her devirde bir derviş mutlak mevcuttur

 

Cehâlet

 

Her sözü izâfi gel de tarif et

Değer yargısı yok, yürüyen alet

Zorbalıkta mahir, fıtratta uzak

Zihni kalabalık seyri cehâlet

 

Maya

 

Kıyamete sipermiş şu efsane Şirince

Ölümsüzlük nerede konu epey derince

Nankörler toplanmışlar, seslenişten bihaber

Kıyametin dehşeti imansız geberince

 

Analar

 

Hak rızâsı kalbimdeki tek tasa

Biri gelip günahıma ağlasa

Cennet bize bilmem helâl olur mu

Anaların duâları olmasa

 

Akşamüstü

 

Gerçekte güzeldir çilenin büstü

Çilesiz büstlerde kırılır testi

Rahatın şerrinde ümüğün sıkar

Atarlar derine bir akşamüstü

 

Hislenirim

 

İnkâr kine doyamamış, kuşatılmış sanırım;

Tıpkı aynen Nemrut gibi, ne haydutlar tanırım!

Ve irâde paramparça, rahatsız minareden,

Bir sigara yakıverip, acırım hislenirim…

 

Son

 

Dipsiz gel değirmeni, sura vurdukça akar

Çetin bir yolculuk bu, geldik ve gidiyoruz

Topağa inen tohum, her şeyin sonu vardır

Makam şöhret şan” kabrin kapısına kadardır”

 

Deme

 

Mümkünü yok utanır korkusuz direnirim

Yıpranırım ölürüm hâşâ vazgeçmem yâr'dan

Keşke derim kendime kendimden iğrenirim

Kınamayın dostlarım, kaçış var mı kabirden

 

Aşk Hizmettir

 

Aşk öyle bir yanış ki; yananlar anlar

Mevcudata hizmettir, aşk heyecanlar

Tasavvuf gerçekte aşk, aşk yaşayanlar

Aşkta ısınamazlar, ısıtmayanlar

 

Gülümse

 

Der hep gülümserim kahkaha asla

Bu sendeki hâli sükûta yasla

Çekingen tavrını şimdi anladım

Her daim kalbini zikriyle besle

 

Teslim

 

İlimde pek yüksek ihlâsta noksan

Varlıkta çok maruf gördüm şaşkını

Eldeki tahsisat belki de yeksan

Zekâya terk etmiş teslim köşkünü

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Hilâl

 

Hakikatte ben neyim boşluklarda tepeyim

Şu faniye koştukça tükeniyor kepeğim

Belki kibrime ayna tevazuda ipeğim

Sözlerim tartışılmaz mesûlüm nispetimde

Hilâl ne arz edeyim meâlini öpeyim

 

Muhabbet

 

Nankör lakırdıyı muhabbet sandım

Hakikat bu değil değilmiş eyvah

Gururu zevk edip ifşaya bandım

Yinede koş gel der ârifi billah

 

Kem Sözler

 

Keser biçer böler boz itin biri

Durmadan havlıyor kopmuş zinciri

Şuûru kaybetmiş hatta ötesi

Hele kem sözleri kendinden iri

 

Emânet

 

Kadın ana üretken doğurgandır dişidir

İffet ziynet göz nuru kanaat elişidir

Yâren kardeş sevgili ötelerden emânet

Zarif nâif kusursuz bulunmaz tek kişidir

 

Arif

 

Ariflerin muhabbeti hoş olur

Nankörlere izâhat yokuş olur

Teslim gerek hikmeti okumaya

Nasipsizin gözü gönlü boş olur

 

Tedavi

 

Tasâvvuf tedavi merkezi doktor

Sûfi olmayanın mürşidi çoktur

Belki bir vasıta öteyi tespit

Basit görmeyiniz dönüşü yoktur

 

Fırıldak

 

Sözleri fırıldak şakakları kir

Adam kızıl amma diyemem kâfir

Şeytanın vekili izândan ırak

Mekânı kaybetmiş nefse misafir

 

Vazetmem

 

İzândan soyunuk abartmaları

Bu tür dürtüleri asla hazzetmem

Hayret der tefekkür kabartmaları

Seyri hatırlatır sükûn vazetmem

 

Künye

 

Alamut efendisi Hasan Sabbah Araptır

Farisi Ömer Hayyam,her hecesi şaraptır

Mârifet renkte değil, âdemdir tek künyemiz

Asabiyet mahvoluş, büyüklenmek haraptır

 

Tâviz

 

İri iri adamlar, mahremiyet diz dize,

Ve raksın gümbürtüsü sallanıyor avize.

Kur’ân rafta örtülü,fıtrat modaya feda;

Yaklaştık büyük zevkle,teslim olduk tâvize!

 

Mizan

 

Helâl eyle haram katma aşına

Kazancını haram eden kul değil

Günahız yazıla mezar taşına

Mîzan ve terazi bir meçhûl değil

 

Aygır

 

Bir oh çeker köpürür, çifte atar direğe,

Secdeye pek muhâlif, koşar gider mereğe.

İdrâkten prangalı, dindara der mürteci;

Bu aygıra ne desem, mücüzat yerküreye!

 

Koşturmaca

 

Çok şey var avucumda, yoklukta var varlıkta,

İdrâkim çöl ortası, koşuyorum karlıkta.

Koşturanlar da ölür, peşinden koşanlar da;

Anladım ki mârifet, ölmez sanatkârlıkta!

 

File

 

Petek deseniyle pek hoştu file

Gün ola o günler geriye gele

Pazarcılar vakur pehlivan mertti

Ne desem bilmem ki boşa nafile

 

Tevbesiz

 

Liyâkati kuşanan kâinata tapamaz

Zorlamayın kardeşim kul tövbesiz yapamaz

Sükût ehilleri var susunuz dinleyiniz

Görenin gözlerini hiçbir perde kapamaz

 

Niye

 

İnsanlara gülüp küçülmek niye

Şirke atlanır mı desinler diye

Ve bu tür günahlar çok şeye gebe

Nefsini parkeyle koş ebediye

 

Şirk

 

Kıymetin soy değil büyüklenme ha

Bir şey olabilmek gerçekte tâkva

Belki tökezlemek belki hüsrandır

Belki de ötesi şirktir Allah’a

 

Cihat

 

Şüphesiz nefsimden ihânet bana

Her daim kılavuz cürümden yana

Ve nefse riayet peşinen hüsran

Der "büyük cihat nefs" atma yabana

 

 

Silinir

 

Hakikat aslında çok şeyi gizler

Rüya yaşam ölüm benzer ikizler

İnancın neferi aslında bizler

Kaderi suçlayıp cehle bürünme

Ölmeden ölmezsen silinir izler

 

Yakışır

 

İnsana tevâzu padişah tahta

Kazancı’ya Urfa Mıçı’ya Kâhta

Kulluk ve ötesi yârin bahçesi

Şehitte ne güzel tabuttan tahta

 

Ahlak

 

“İslam güzel ahlaktır”

Hakikat bu ve haktır

Mevlana Yunusları

Anlamayan ahmaktır

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Tefeci

 

Sokağı anladım peki sen neci

Hem genel müdürmüş bizim tefeci

Ve gençler ırgadı ateşe sürer

Namussuza hedef her itfaiyeci

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Azdılar

 

Hayır ve şer yiyip içip azdılar

Yakıp yıkıp demokrasi yazdılar

Ay yıldızlı mukaddesim yerine

Bayrak diye paçavralar dizdiler

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Kıpkızıl

 

Fikirleri nesepsiz şeytanın ağı netler

Yeşillik tuzak oldu fırıldak zürriyetler

Kaos yüzlü hâinler, Taksim’in gayyaları

Paçavradan bayraklar kıpkızıl hürriyetler

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Gezi

 

Rüsva etti dünyaya gezi yıkımın adı

Fırsatçı fesatçılar harap eti kaç ili

Vampirin öpüşleri cuntacının cellâdı

Sokakları kirletti devrin Ebu Cehil’i

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Dehşetli

 

Gururda görünmez hüsranlar var da

Vadesi gelince gayyalı narda

Dehşetli tahsisat ağzını açmış

Cürümler belki de güler kenarda

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Müfessir

 

Menfâat maddîyat gâfilin dini

Putu eylemiştir hırs nefret kini

Tekâmül vasıfsız idrâk terk etmiş

Bazen kof müfessir bazen bâtini

 

Hâl Düştü

 

Hasretimin göğsüne omuz çöktü dal düştü

Vuslata eremeden çığlıklarım lâl düştü

İstikâmet gel-gitler ışığımı kaybettim

Istıraptan öteye bir bambaşka hâl düştü

 

Çakallar

 

Oteller kunduz dolmuş kulelerde kargalar

Vicdanları minyatür hesap bilmez kurgular

Alabora denizler yığınlar dalgakıran

Ve asrın çakalları aslanları sorgular

 

Ben’le

 

Ben’in yağlı ipi nicedir benle

Ve ben’lerin dili hecedir benle

Basiret yok ise ışıkta yoktur

Gözüyle yaşayan gecedir benle

 

Azap

 

Cürümleri yâd edip, günahına gülünce;

Bilincini kaybedip ağustosta üşürsün!

Çokluklardan kurtulup hesaplar dökülünce,

Görenler saâdette, sen azap bölüşürsün…

 

Aşkı

 

Aşkı göremezsin göz attığında

Aşkı aşkta görmek idrâk meziyet

Aşk bir yanıştır ki anlattığında

Yanana eziyet aşka eziyet

 

Bilim

 

Yaşadığın sürece her an bilime açsın,

Gönüllere koşturan tevazuya muhtaçsın.

Basitlikten kurtulmak tefekkür ve bilimse;

Benliğini teslim et, değerlendir gülümse!

 

Aşk Nedir

 

Kimine bir mızrak kimine oktur

Gerçek târifini bilende yoktur

Hasrette hastadır vuslatta doktor

Göreni görmeden göremezsiniz

Aşk seyir izâhı epeyce çoktur

 

 

Felsefi

 

Büyüklüğü izleyin semavi gölgelerde

Takdirine erilmez secdesiz bölgelerde

Ölümsüzlük nerede, nankörlerden olmayın;

Kurtuluş aranamaz, felsefi belgelerde! ..

 

Anlat

 

Sırtla huzur götür gittiğin yere

İzâhı güçlendir yerine göre

Hoşgörü yudumla sesini kısıp

Rastgelene anlat birkaç bin kere

 

 

Aşk Nedir

 

Aşklarımız aşk mıdır, âşk böyle mi hilkâten

Çok şey var yazmıyorum âşıklara hürmeten

Biri gelsin anlatsın, âşk nedir hakikatten

Aşka yanıştır gerçekte yananlara merhaba

 

Olmasaydı

 

Gözleri zümrüt taş kaşları yaydı

Mahzûn bakışları renk renk leylaydı

Bir taş kovuğunda susuz yeşerir

Gözde yaş olur mu aşk olmasaydı

 

 

Al Götür

 

Hazan vurmuş sanki zaman gün aya

Kasvet türküleri saldım fezaya

Beni de al götür Emri Rıza'ya

Yeniden dirilir belki bu ayyaş!

 

Anlayış

 

Kimin anlayışı idrâke göre

Nanköre izahsız şehir dağ dere

Ne kadar anlatsan esasen boştur

Bakarak görmektir ondaki töre

 

Duygu

 

“Seslenişe kör olana ter yoktur

Pusulası zevk olana yâr yoktur

Organları taşısa da vebâldir

Benlikteyse duygulara yer yoktur”

 

Kimlere

 

Firavunlarda can Musalar candır

Kimlere gül açar ateş köz tandır

Gözüyle yaşayan pek bilmiş mahlûk

İman sakat ise İdrâk noksandır

 

Sende Gittim

 

Sen beni terk edince terk edip bende gittim

Yüreğine gizlenip, gitme desende gittim

Hakikat noktasında edebi tende gittim

Gitmelerin tarifi, izâhı dönüşsüzdür

Hep seninle beraber birlikte sende gittim

 

 

Şartlanmalar

 

Teslimiyet timsâli arılar ve karınca,

Gerçekten kaçıyorum şartlanmalar sarınca.

Beden varıp şuûra tâbi olduğu anda;

Gözümü kapıyorum ortalık kararınca.

 

Helâlim

 

Gülümsemen baharım, susmaların kış dedim

Yüzün hep ayışığı, kaşların nakış dedim

Hem ben sana ne dedim yaklaş hele helâlim

Gözlerini ayırma,sıkıca bakış dedim! ...

 

Irk

 

Âdem kimdir idrâk et, dürüst çalış diri gez

Gücümün nispetinde kıymetim gayretimdedir

Cesedimin pahası rengimle ölçülemez

Mâzim şanlı eyvâllah, gayem şirkse ırk nedir!

 

Alkışlar

 

Cehâlet hükmetmiş kalkışlarına

Delâlet aşkolmuş bakışlarına

İhânet gizlenmiş alkışlarına

İzân kalabalık irfan gürültü

Bismillâh uğramaz yaz kışlarına

 

Oğul

 

Kalk yiğidim kal hele, yeniden doğrul oğul

Yoldaşın kim dostun kim, zincirleri kır oğul

Nefsin sussun sen bağır! Hak için haykır oğul

Zaman mekân dinleme şahâdet yoğrul oğul! ..

 

Kuymak

 

Yedi yıldızlarda yemek var ama

Bilmem ki var mıdır kete ve kuymak

Kültür mevt izâhat belki zor ama

Bir sorun var mıdır obeze doymak

 

Bu

 

Günah varlığımda uzak yok asla;

İrâde topraksa duygular sudur.

Yaşam çizgisini takdire yasla,

Sevginin kaynağı, vuslat aşk budur.

 

Aradım

 

Gerçek muhabbeti derdi aradım

Yoklukla var olan yurdu aradım

“Aşk ile gel imdi Allah diyelim”

Secde hâlindeki merdi aradım

 

Yine

 

Sevginin tarifi ne aşk nedir sordum yine

Korkulardan ziyâde gaflete vurdum yine

Çıplaklıkta aradım giydirilmiş yüzümü

Tahsisatı belirsiz hedefe vardım yine

Tefekkürü bırakıp kelime yordum yine! ..

 

Hâcesine

 

Mevlana’nın hâcesine Şeb-i_Arûs gecesine

Beyitlerin hecesine hayran oldum hayranım ben

İrfan yetmez nicesine duman olsam bacasına

Beyitlerin hecesine hayran oldum hayranım ben!

 

İzâfi

 

İlk-son bahar zincirli, kış görmeden yaz oldu

İhtiyaçlar sınırsız, şükür demek söz oldu

Sanat kimlik değişti, küpe takan kız oldu

Her cürmün zamanı var, adaletsiz son yoktur

Duygularım izâfi, dörtlüklerim v’âz oldu

 

Ataş

 

Bana sevdalı derdi; bir gönlü paşa,

Mârifet sülûkunde zannetmem hâşa!

Bir şâir parçasıyım ilhâmda kısır,

Yakın tüm şiirlerim atın ataşa!

 

İmgeler

 

Şiirlerim efsûnkâr,duvaklı telli olur

Yaşmaklı gelin gibi süt-beyaz elli olur

Dörtlüklerim yârenim,beyitlerim bir melek

Utangaç imgelerim,bu yüzden belli olur...

 

Mevt

 

Gitti bendeki senler,terse döndü çarkımız

Ömrümün usaresi neydi görüş farkımız

Ölmek var kuşluk vakti güneşsiz kış ayları

Mevt olduk beklemeden ağıt oldu şarkımız! ..

 

Tahsisat

 

“Kara toprak” örtüdür alevlerine cinci;

Bu nasıl şartlanmadır bekliyorum ey kinci!

Sonsuzluğun sahibi sabrı verir durdurur,

Tahsisatın hazırla, mizândadır Ekinci…

 

Gelse

 

Cenneti kokusu annemde else,

Ki öyledir anne âşkın baharı.

Efkârla öperim rüyâma gelse;

Öperim her daim geçer efkârım! ...

 

Cân

 

Sır ifşa naz niyaz başıma taçsın

Sahip olduğumsun teslim oldum yâr

Sen var iken bu ben nereye kaçsın

Seninleyim hep cân sonsuza kadar…

 

İmge

 

Gözlerini gördüm senin dışında

Yine sen giderken ben orda kaldım

İmgeler bıraktın her çıkışında

Peşinden toplayıp sokağa saldım

 

 

İfâdeler

 

Duygulara tutsak olmuş not es

Maşallah der övülmeye alışık

Ya mevsimlik ya gündelik prenses

Fikir bozuk ifâdeler yılışık! ...

 

Perde Olur

 

Kelimeler nispetinde sayılar

Hakikatte çok şey saklar kuyular

Varsaydığın çoklukların yok olur

Görmelere perde olur duyular

 

Seklavi

 

Hayat toy seklavi ürküttüm adım adım

Sevincimi kuytuya hüznü hüzne boyadım

Tescilli bir köylüyüm Ekinci derler zaten

Paramparça hasatlar belki sebep soyadım

 

Kortej

 

Felâket ruh hâli meçhul bir adım

Sebebi sebebe sarıp yamadım

Kortej görevdaşı,mahkeme mahkum

Hükmeden ne ister anlayamadım

 

Hicret Gibi

 

Mukaddes ve mübârek,horlanan adetimiz

Yaşamın reçetesi,asr-ı saadetimiz

Fitnelerin sardığı hele ahir zamanda

Tıpkı hicret gibidir, hicret ibadetimiz...

 

Aşk Edebi

 

Zordur Ferhat olmak çetin çileli

Sevgililer sahte,aşklar hileli!

Çile nispetinde aşkın edebi;

Züleyha, Yusuf'u bildim bileli.

 

İnabet

 

Tasavvuf rahmeti tahsile alet

Kimine inabet,kime delâlet

Nefse hakimiyet veyahut mahküm

Heva nefsaniyet şirk ve dalâlet!

 

Saf-lâf-gaf

 

Zihniyet dökülüyor, gaf aralarında,

Nefretin en koyusu, lâf aralarında.

Narsistleşmiş âdeta, hep ben ben ben diyor;

Şeytanlar koşturuyor,saf aralarında! ..

 

Ters-düz

 

Günah benim sevap ben,zarar benim kârda ben

İmtiyâzlı muktedir,efendi hünkârda ben

Sefâlet ikliminde ters-düz olmuş fikirler

Secdenin en yerinde,şirk hâşâ inkârda ben

 

Şeksiz

 

Tevbe kurtuluştur tevbe gümandır

Allah'ın affını şeksiz umandır

Gerçek şu ki,zaman ahir zamandır

Uyarılar dehşet,azap yamandır

 

Kişi

 

Allah dostlarına eşsiz laflar der

Nifâk yalancılık diyemem geber

Kıyamet gününde mahşer yerinde

"Kişi sevdiğiyle olur beraber"

 

 

Mânâ

 

Hakikat bilenler mânâda varlar

İslam'ın nuruyla ışıldar parlar

Şiir bahanedir tebliğ yaparlar

Sonsuzluk peşinde gerçek şâirler

 

Çomarlar

 

Hırlayıp havlıyor hoş durmuyorlar

Zinciri koparmış boş durmuyorlar

Yatıp huysuzlaştı yerli çomarlar

Yalaklar tamtakır koşturmuyorlar!

 

Hal-Fıtrat

 

Sofralar zenginleşti burjuvazi filimler

İmtiyazlı züppeler ilim bilmez alimler

Kime baksam dört-ayak hâl fıtrata hıyânet

Fildişi kulelerden hakikat der zalimler! ..

 

El

 

Çamur kirletemez el temiz else

Adalet sabretmez vakti evvelse

Zihnim pek karışık sokaklar küskün

Muhakkak hoş olur hak dile gelse

 

Bir

 

Kış kıyamet hırs kin fücur fısk nifâk

Umudu karartma dön mâziye bak

Mutlak yücelmeli bu kutlu dâva

Bayrak ezan vatan “bir”de ittifak

 

Tepki

 

Anladık efendi,gizlilik sırdı

Kim bilir belki de kalemi kırdı

Hizmetkârsın sen ki,gölge düşürme

"Tepki"dostane dilim ısırdı

Müdafaa hakemsiz,izâh kısırdı...

 

Yüzün

 

Sükûtun pençesine takıldım hüzün oldu

Vefasız gülmelerin ifşâsı yüzün oldu

Sıdk ve kayıtsızlıklar,hâlin yeldeğirmeni

Münzevi baharların bana hep 'güz'ün oldu

 

Vahdet

 

Sulh islamın ağacı meyvesi sünnet olur

Barışta buluşanın mekânı cennet olur

Vahdeti unutmanın acıdır semeresi

Tahrik ve şuursuzluk,veyahut cinnet olur

 

Mâlesef

 

Kin nefret izânı dele bilirmiş

Şaron'un yerine gelebilirmiş

Bir avuç satılmış kurnazlıklarla

Kardeşi kardeşten çele bilirmiş

Şeytanca hıyânet hile bilirmiş! ..

 

Tembih

 

Savrulup çöküşü-mü yazın duvara asın

Ağlamayı unutan namertler okumasın

Kederli yanlarımı yokluğuma sakladım

Yokluğumu sevenler kuytularda ağlasın

 

İnkisar

 

Sükût içimde mahşer, çile emzirilen tat;

Beklentilerim dipsiz gamsıza izâhat zor

Gözlerim alev ateş, tıpkı bir deli Ferhat!

Yaşamaktan ziyâde, hep ölesim geliyor!

 

Bekleyiş

 

Nerede kahramanlar unutuldular tek tek

Mâzimin rüzgârları belki de esmeyecek

Gözlerimi kararttım aşk ile yağıyorum

Hak kutsal dâvaların hızını kesmeyecek

 

Vâkit

 

Salâlar veriliyor, dinleyenler kızanlar

Sükûta yaslandıkça kanatlandı ezânlar

Vâkit günlerden cuma içimde gökkuşağı

İç çekme vuruşları, okuyanlar yazanlar

 

Âh

 

İçimde bir ateş var, yaşıyorum âh ile

Fikri cevlân ederken bu bendeki zân nedir

Korku haz karışımı mahbubu eyvâh ile

Yalnızlık ve ıstırap, şâir ne ozan nedir

 

Fen-Din

 

Vicdânın ihyâsı,ziyâ,kâmeti

Gerçeği tesbiti ve istikâmeti

Ancak ve sadace "fen ile dinin

İzdivacı" Hakk'ın tecelliyâtı

 

Deyiş

 

Uyan yârim seccdeler bekliyor

Seherlerde gülümseten ne iş var

Gümüş rengi efsûnlu bir deyiş var

Uyan yârim seccâdeler bekliyor

 

Köy

 

Ötede bir köy var cenneten ada

İnletir ney gibi ruhumu sarar

Kevseri tattırır fâni dünyada

Babası olmayan köy neye yarar

 

Üç Kelâm

 

Gelenler sıkılmasın isterdim ki ölende

Sevenlerde gelsinler mirasları bölende

İsteklerim üç kelâm, helâllik af fâtiha

Namazla müteâkip yol aldığım şölende

 

Öyle

 

Kökünden çıkardığım sözün dalları yerde

Dörtlükler yataklara beyit üstüne perde

Gözyaşı sarnıçları çatlakları yutuyor

Çığlığımın sesi var bıraktığım eserde

 

Gittiler

 

Bugün de dün gibi boş vere saldık

Dünya ve kâinat hafife aldık

İki ayrı âlem gören yiğitler

Ölüp ve gittiler biz kalakaldık…

 

Sandık

 

Azgın vakit kin sesleri ve sandık

Sokakları dövülecek şey sandık

Siyaset mi şakırtı mı savaş mı

Kulakları tıkamaktan usandık!

 

Kahretsin

 

Elbet ben ölürsem eksilmez hayat

Fakat yâd edilmek vardan istenir

Kahretsin ne kötü öksüz hatırat

Buruk bir gözyaşı yârdan istenir

 

Ekranlar

 

Tüm ekranlar mahkeme söylenen aynı şarkı

Azgın dullar toplanmış maskeler fiyat farkı

Ojeli yalakalar, şehvet rengi monşerler

Fahişeyi kadı yapar, kahpe düzenin çarkı!

 

 

Ertesi

 

Zamanın en yerinde kertesinde hesap var

Her gün bir hesabın da ortasında hesap var

Dostluğunu yürüt be ertesinde hesap var

Sonsuzluk var ölüm var hesabın ertesinde! ..

 

Zikzak

 

Siyaset konuşsak ama nesini

Tarafgirliğimi,vicdan sesimi

Üçbuçuk akıllı zikzak kalemler

Öfkeye sattılar ruh dengesini

 

Aferin

 

Gece küçük ve ıslak,dökülenlerim derin

Seher ayrı bir alem,kehanetler buz serin

İçimde loş senfoni,nispetsizlik mecrada

Derbederlik çullandı,felsefem bu aferin!

 

 

Kelam

 

İrfânsız kaleme kelâm hır olur

Bazen mekân ağıl ve ahır olur

Eşekliyi kalır inattan başka

Âriflerde kahır,hep kahır olur

 

Tramvay

 

Ye'simi sakladım dizlerim de nem

Zemheri izlerim sıcak ayları

Zıttın işçisiyim kar buz cehennem

Şiire boğdurdum tramvayları

 

İpsiz

 

Hep tanıdık suratlar,hepsi bizden hep yerli

Dizgin kırar gürz atar, üzengili eyerli

Bilmem ki ben ne desem künyesiz beygirlere

Bunlar ipsiz küheylan, birbirinden değerli(!)

 

Sandık

 

Azgın vakit kin sesleri ve sandık

Sokakları dövülecek şey sandık

Siyaset mi şakırtı mı savaş mı

Kulakları tıkamaktan usandık!

 

Kahretsin

 

Elbet ben ölürsem eksilmez hayat

Fakat yâd edilmek vardan istenir

Kahretsin ne kötü öksüz hatırat

Buruk bir gözyaşı yârdan istenir

 

Ekranlar

 

Tüm ekranlar mahkeme söylenen aynı şarkı

Azgın dullar toplanmış maskeler fiyat farkı

Ojeli yalakalar, şehvet rengi monşerler

Fahişeyi kadı yapar, kahpe düzenin çarkı!

 

Ertesi

 

Zamanın en yerinde kertesinde hesap var

Her gün bir hesabın da ortasında hesap var

Dostluğunu yürüt be ertesinde hesap var

Sonsuzluk var ölüm var hesabın ertesinde! ..

 

Cüret

 

Hüzünlerim bir atım, şiir mısra pâye ne

İnsan isem hem madem bendeki hikâye ne

Güz yaz kış geldi geçti, konuşuyor ilkbahar

Arsızlık cüret oldu, izzet iffet hayâ ne!

 

Yok

 

Kaprisler habire tevbe çile yok

Buyruk ve köleler sorsan köle yok

Günbegün çoğalır yürüyen taşlar

Şarkım yara bere ancak hile yok

 

Haç-Hilâl

 

Kızılırmak Nil Fırat Aras Meriç fark var mı

Erciyes Palandöken Ağrı Toros ağyâr mı

Ki mâzi kırbaçlanmış tuzaklar sahnelenmiş

Hilâl’in mâtemine, Haç’ı öpen ağlar mı! ..

 

Zirveler

 

Hamalın tek derdi hesap ve iptir

Hesap bilmeyende zirveler diptir

Ulvi prensiple çarpan her yürek

Yokluklarda ki var, var da neciptir

 

Gerekmez

 

İpini koparmış aygır gibi gez

Zannetmem kimseler yuların çekmez

Boğumsuz sözlerin meçhûllerinde

Çiftele künyene izâh gerekmez

 

Namus

 

Her nerde kim varsa zalime karşı

Sözün namusuyla tükür demeli

Mazlumun feryâdı titretir arşı

Çığlığa son verip şükür demeli

 

Mefkure

 

Mefkure insanları tefekküre râm olur

Menfilere itidâl Aslı’ya Kerem olur

İnsani değerlerin şirâzeden çıkması

Nankörlere vasıta görene haram olur

 

Beyan

 

Şiirlerim lüzumsuz, derinlik yok anlam az

Kabiliyet gaflette, mânâ nedir anlamaz

Hayat denilen oyun, hakikatte tek perde

Söz beyan yazılarım ölüm mizan ve namaz

 

Onlar

 

Hiçliğin göklerine rüzgâr olup estiler

Ateşe katre olup tutuştular sustular

Bu öyle bir manzara ve öyle bir üslûp ki

Zulme karşı Zülfikâr bazen de Yusuf’tular

 

Kıpırtı

 

Yine mayıs sabahı vakitler yine fâni

Günü fark edemezsin bereketsiz yabanı

Savurgan mahşer günü sağa sola koşanlar

Kıpırtısız izlerim tüketiyor bu beni…

 

Tüketiyor

 

Yine mayıs sabahı vakitler hile fâni

Günü fark edemezsin bereketsiz yabanı

Savurgan mahşer günü sağa sola koşanlar

Kıpırtısız izlerim tüketiyor bu beni…

 

Utandır

 

Sözlerim kalabalık yalnızlıklarım uslu

Hüzünlerim upuzun avuç içlerim tandır

Keder toplamış kalbim düşünceler huluslu

Kaçsam da gözlerinden gel utandır utandır

 

Dibi

 

Bay bay deyip çökerim uzaklaşın der gibi

Kaypak sözler türedi kanka adamın dibi

Asla ısınamadım mevsim bozuk ondan mı

Mersi’ler sunuyorum öpüyorum edibi…

 

Er

 

Ve gün gelir götürürler evine

Er odur ki musâllada sevine

Sâla va’zın tükendiği hay hayda

Dünya sana kucak açsa ne fayda

 

Ses

 

Şiire bir ses ver imgele sabah

“Bir lokma bir hırka” düşü aklımda

Bazı mısralara gözyaşı mübâh

Sır ve ifâdeler her şey saklımda

 

Fırtına

 

Şiir kırıntılarım, susuz şuûra besin

Sözler mutlak değildir ses ver oku yaz sına

Bir amansız yolculuk düşünki gemidesin

Ve git derinlere dal batırmadan fırtına 

 

İhsan

 

Hak olmalı fark olsa da fikirler

Bir mum gibi eritmeli zikirler

İnsan ihsan değerlerin serveti

İhsan yoksa insanlığa ne derler

 

Ebediyet

 

Akar zaman dilimi gelir geçer her hafta

Sessizlik çığlıkları var mı inilti izi

Sürükler kütük gibi aklım kalır arafta

Ebediyet söyletsek terennümlerimizi

 

Hercümerç

 

Boğuk kımıldamalar bir acayip hâl aldım

Her yer acı tebessüm, gün gün sattım gün aldım

Ürkek sokak pek gamsız, dudakları meyhane

Kavgaları belirsiz hercümerçten bunaldım

 

Mersi

 

Mersi bay bay bravo, rep doldu iliklerim?

Düşman oldu kültüre, Modalı sülüklerim.

Edep kökünden feda,defileli bayraklar,

Yıkın arsız düzeni, yıkın kötülüklerim!

 

Fısıldar

 

Yer gök hep fısıldar Bâkiyi insanlara,

Öteleri tattırır ölümsüz vicdanlara.

Sonsuzluğun azmiyle gürül gürül beraber,

Safını belirleyip ne mutlu koşanlara...

 

Çile

 

Hep böyle sessiz mi yoksa çileli

Micingirt çiledir bildim bileli

Sükût eder bazen, bazen bir selam

Onu dertli eden şu gurbet eli

 

Berceste

 

Gözlerin berceste Onu severek,

Mahremi tılsımla hep gizlenerek.

İnce zülüflerin mistik kokulu,

Üç beş lokma sevi birde sen gerek.

 

Kadın

 

Köpüren tebessüm içimde bade

Ötenin şevkiyle ruhumu sarar

Eşsiz hazinedir lakin dünyada

Vuslatı bilmeyen eş neye yarar

 

Sürmelidir

 

Mavi yeşil pembe mor ela göz sürmelidir

Çöl kokan yaşlarını yarama sürmelidir

O yaşa muhtaç ruhum, o yaş kucaklar beni

Leyla için dökülen gözyaşı sürmelidir

 

Hasbıhâl

 

Her yerde tesbihat zikir var ama

Bilmem ki orkestra nasıl görünür?

Yâr ile hasbıhâl belki zor ama

Avare düşlerim vuslat bürünür.

 

Ümit

 

Ümit varım ümit var, umut vardır bilirim

Dava büyük, yol uzun; mazlumlar medet bekler

Kol gezse de Nemrutlar İbrahim'le gelirim

Şakıyacak bülbüller, gül kokacak çiçekler

 

Hayret

 

Sevgiler çıldırdı sevgiyi seyret,

Değerler yerlerde millet ha gayret.

Acı bir tebessüm benimki zaten

Aziz Valentine sana ne hayret!

 

İstemezler

 

Allah bilir işini hele sabır yemezler,

Geçiciyi terk edip ebedi istemezler.

Arada bir bayramda secdeye gittiniz mi?

Müslümanlık eyvallah mabedi istemezler.

 

Kan Pıhtısı

 

Bir damla kan pıhtısı,üç beş nefes bir cenin

Kibir gurur gösteriş,canı çıktı hecenin

Afaki hülyalarla koca ömür geçerken

Ne faydası var yahu, kaygısız didişmenin

 

Ey Cân

 

Eşya benim âşıkta ben er de ben

Hayat ölüm gül cemâle perde ben

Günah benim vebâl de ben nurda ben

Söyle ey cân sen nerdesin nerde ben

 

Amiral Gemisi

 

Adam dine düşman irtica yafta,

Gırtlağı kin kusar midesi rafta!

İzzetten bihaber zillet sızdırır,

Kökünü araştır hangi tarafta!

 

Bedduâ

 

Hak batıl bedduâ ve kirli savaş,

O dehşetli davet gelinceye dek,

Sıların döküldü bak yavaş yavaş,

Ne yazık! Uğultu böyle sürecek.

 

Bihaber

 

Bir elimde davul bir elimde zil,

İdrakten nasipsiz, Ondan bihaber

Nefsim itirazda, hadi be rezil...

Gönlüm boş gözüm boş, sondan bihaber...

 

Müftüymüş!

 

Tefekkürü yönetmek halin istikbalidir

Ve milletim sabırlı,sabırlı ahalidir.

Hedefiniz çok arsız ve gerçeğe perdeli,

Benim dedem müftüydü çözülmüşlük halidir.

 

Ecel

 

Ölüm elleşiyor ecelde sende,

Ses verir her nefes hemen ensende.

Ufukta bekliyor belki fısıldar,

Ümit ve endişe var mı kasende?

 

Evrim

 

Dilinden akseder âdemin şanı,

Lisânı kirletir nefs-i zebânı

Azgınlaşır bazen yazık esefler!

Kendine benzetir masum hayvanı.

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Hakikat

 

Ne devrimci ne faşist,

Ne Yahudi ne Budist...

Beni bana bildirdi,

Hakikat kutsi hadis...

 

Örtü

 

Sükûtun sırrıyla ağlayan sesi,

İdrâke çalış hem çevir suratı!

Aklın ermiyorsa sen neyin nesi,

Senin haddin midir örf ferâgati!

 

Öteki

 

Bâb-ı Âli yokuşu,idrâk noksan gözü aç,

Dudağını bükerek buyuruyor öteki!

Köşeleri zaptetmiş Zâtı tespite muhtaç,

Tedhişlerin sonu yok,biz neciyiz biz peki?

 

Şükür

 

Her gece beynimde tekleyen fikir

Pervaz et gel diyor müjdeli zikir

Dermansız dünyamda şafak doğmadan

Belki de yaklaştı kavuşmak şükür.

 

Şöhret

 

Dolaşıp durma öyle şöhretin ortasında!

Aygırlarla iç içe, arsız ata bin hemen,

Paye yoktur bedelsiz, girdap var sonrasında,

Bu Micingirt ne söyler,bu dörtlükler ne menem?

 

Bireysellik

 

Şaşarım insanlara fısıltıya ne gerek,

Gerçeğe seslenelim nefsimizi ezerek.

Bireysellik zillettir peki kimler yaparlar?

Ahmak ile aptallar idraksiz gizlenerek...

 

Tesbit

 

Parazitler sardı kene pire bit,

Devirir peş peşe kadehler gel git.

Susta bir kulak ver hey insanoğlu!

Kantarsız, kıstassız ne acı tesbit.

 

Riya

 

Öteye yönelmeyip sonsuzluğa bürünüp,

Sokakların derdinde değilseniz hürsünüz.

Onu idrak etmeyip eder gibi görünüp,

Kendinize varsanız neyi üfürürsünüz.

 

Şarap

 

Hep asi hep isyankar,gayrı meşru ve yasak...

Rubailer dolaşır,nerelere yamasak!

Ki Ona muhtaç herkes,şarap Hayyam ve azap...

Bu simsiyah şairi şarapla mı boyasak?

 

Şiir Yüzlü

 

Tufanın iklimi hep avaz avaz

Gürledin tek yürek arada yer yer

Birkaç tane dörtlük üç beş tane söz

Hep beni alt ettin şiir yüzlü yâr

 

Şükür

 

Her gece beynimde tekleyen fikir

Pervaz et gel diyor müjdeli zikir

Dermansız dünyamda şafak doğmadan

Belki de yaklaştı kavuşmak şükür.

 

Tolerans

 

Hafızalar yosun tutmuş liyâkatten eser yok,

Yalan-gerçek,isli-paslı hikmet heba ve sır yok.

Tolerans mı kurşunlandı dolu dizgin peş peşe,

Yaşıyoruz mefkûresiz anlatsam ne tesir yok.

 

Yaban Arısı

 

Nesilleri köksüz köpek sürüsü

Kime ne anlatsam bizden birisi (!)

Bir çirkef ki sorma kökünden cüda

Yerli bal yapar mı yaban arısı!

 

Zevk-Sefa

 

Seyrettim arkasından perdenin aval aval,

Kucaklarken rahatı vuslata perde düştü.

Bir tarafta yas vardı bir tarafta karnaval,

Hesap derin başladı her yanım derde düştü.

 

Akıl

 

Gerdan kırıp raks eyledik,

Hakkı akla hapseyledik,

Ne söz verdik ne söyledik,

Niçin böyle arsızız biz?

 

Teşvişler

 

Yaklaşıyor zeval hızla ard arda,

Kim bilir belki de sırdır bu işler.

Belki şimdi hemen belki ilerde,

Herkes ayrı telden ayrı teşvişler...

 

Bâde

 

Bir ömür boyunca elinde bâde

Kendini hatırla sen neyin nesi

Vebalin sırtladım senden ziyade

Töhmette bıraktın hemen herkesi

 

İçinde

 

Mor mevsim bekledim gözleri ela,

Ve kime rastladım her yanı titrek.

Kul azmaz ise gelmezmiş bela,

İnsanın içinde gezer engerek.

 

Huzur

 

Karun sokağında huzur ararken

Bulutlarda buldum bir sabah erken

Bir büyülü iklim Bilâl mi Bilâl

Dağ taş oldu dümdüz sarp yokuş derken

 

Biriktir

 

Şu karşı mezarlık şehit şüheda,

Çınarlar heybetli selviler diktir!

Bu kutlu yolcular yükselen sadâ,

Yokluğu yok eyle varlık biriktir!

 

Aşk Ve Vuslat

 

Aşk ve vuslat iç içe, belki bir tatlı savaş

Sessiz sessiz derinden, günbegün birikiyor

Sende buldum kendimi usulca yavaş yavaş

Biri elimden tutmuş, beni bana çekiyor

 

Gizemli Renkler

 

Hüzün yamaçlarım neşve bezenmiş

Bir müthiş cümbüşün bucağındayım

Gülün fısıltısı vadiye inmiş

Gizemli renklerin kucağındayım

 

Serzeniş

 

Yüreğimde yüreğin esrarlı bir serzeniş

Belki acı sallantı belki de bir işkence

Musikili sessizlik, gizemli bir bekleyiş

Yine tütmeye başlar gelir belki bu gece

 

Monşer

 

Biz bir yuvarlak masa,sizde monşer muhakkak

Mektepler size kaldı,kaç asırdır ne alâ!

Tafra tuzak ve yafta,siz akıllı biz ahmak(!)

Uyuyan dev uyandı sanma uykuda hâlâ!

 

Yokluğun

 

Bir başka senfoni ruhum derince

Sıkıyor yokluğun irkiliyorum

Tül gibi yüreğim inceden ince

Bendeki azabı ben biliyorum

 

Tahtaravan

 

Yollar koyu hep gürültü hep havan

Geçti günler içi boş bir karavan

Ve uçurur hülyalarım anbean

Benlik ve ben sürekli tahtaravan

 

Rengârenk

 

Bu renksiz yüreğim hep seni arar

Sessizce gezerim nere gidelim

İzaha ne hacet senin rengin var

Rüyalar rengârenk gel seyredelim

 

Gül Ve İklim

 

Sus be kardeş gül ve iklim huzursuz

Ta uzaktan sessiz sesiz sus gülme

Gül yağıyor ara ara kusursuz

Gül ve iklim kader bu ya üzülme

 

Akif’le

 

Şiirden yapsalar mezar taşımı

Akif’le yan yana hemen iç içe

Safahat okurken dönsem başımı

Sessizce ağlaşsak keşke her gece

 

Seninle Beraber

 

İçimde yükselen ismini tutsam

El ele baş başa yorgun halimle

Seninle beraber seni unutsam

Kendimi bağladım kendi elimle

 

Zümrüt Gözlü

 

Sahilsiz bir deniz düştüm aniden

Dalga vurdu korsan vurdu yel vurdu

Düşe kalka azgın gece sopsoğuk

Gece değil zümrüt gözlü kul vurdu

 

Hisler

 

Gözyaşını gözyaşımla biledim

Hislerimi hislerinle eledim

Meçhullerin meçhulümün mihengi

Hep seninle, seninle sendeledim

 

Keşke Matarası

 

Tükenirken anbean, aklımın verâsından,

Kuşatıcı ses duydum, bir kapı arasından.

Kalbi bir münasebet, cezbe üstüne cezbe,

Keşke bende içseydim, “keşke” matarasından

 

Hiç

 

Gitmesen gelmesen de, hoş üslupla yâd eyle,

Bizi beni bırakıp, hal ile cihad eyle.

“Hiç” heybende yok ise ve “gözyaşı, tebessüm”

Uzaklaş hep kendinden, çok ağla feryad eyle!

 

Âdem Ol

 

Bu nasıl bir hakikat, ruh var iken deri ne,

Asabiyet kezzabı… Kim soktu içerine?

Varılmaz bu gidişle varacağın vadiye,

O’na dayan Âdem ol, razı ol kaderine.

 

Af

 

Büyülü tek hece, bence iki harf

İki de gözyaşı, reçete tarif

Ve başlar orkestra sesler duyulur

Müthiş tek kelime müthiş maarif

 

Yirmi Sekiz

 

Malum düzen kuruldu herkes bir köşe tuttu,

Melun şeytana inad, gelen bizi uyuttu.

Şahadetsiz bir hücum magazin ve irtica!

Biz şubata koşarken onlar hamutla yuttu.

 

Puhular

 

Dupduru duruldu, bulanık sular,

Karanlık sönünce kaçtı puhular.

Virane son buldu ufuk göründü,

Yakarak terk etti köhne duygular!

 

Kuğu

 

Sessiz fısıldaşır sahilde kuğu,

Eğilip kalkışı endamı tuğu…

Zarafet aşk güven asil ve sakin,

Narin ve gizemli hep buğu buğu…

 

Kıvılcım

 

Ah hislerim duyulsa, derdimi açabilsem,

O solgun yüreğine kıvılcım saçabilsem.

Çılgın kumrular gibi mevsimleri delerek.

Tekrar tutsa elimden, kaçtıkça kaçabilsem...

 

Yandı Züleyha

 

Çölün ortasında Yusuf bir vaha,

Görünce cemali yandı Züleyha.

İffetin reddeden cazibesiyle,

Sığındı vuslata zindan aşk ceza.

 

Müdekkik

 

Kendimi filozof arif sanırım

Çıkmaza düşünce paralanırım

Oysa Onu görür her an müdekkik

Darvin mektebinde yaralanırım

 

Zâhid

 

Ben’in yüzündeki perde,

Beni ben düşürdü derde.

Takva zühd tuş,zaman kırık,

Zâhid başıboş,aşk yerde…

 

Cadde

 

Şak şak ile izledim izzetten alıkları,

Tereddütsüz dolaşır, zillet kayalıkları!

Gülüp geçen çığlığım, sükût rengi ızdırap,

Cadde şehvetli şölen, etten kalabalıklar.

 

Götür Beni

 

Daldım eski günlere, ağzımda nurdan meme,

Okşasın gözlerimden, götür beni anneme.

Ana gibi yâr olmaz Leyla kimmiş arkadaş!

Öpsem ayaklarından, haramdır cehenneme.

 

Mavera

 

Bizim eller kubbelerden fark olur,

Yaşayanı ziyâ, nurâ gark olur.

Cazibe aşk izliyorum ıraktan,

Masivadan maveraya terk olur

 

Şatafat

 

Ruhumun terk edişi; varlık yokluk bir anlık,

Gündüz geceye gebe, benimkisi karanlık...

Şatafatlı dünyamda, ölüm hep beni bekler,

Şu Micingirt ne söyler, yaşasın unutkanlık

 

Taş

 

Ancak ve sadece seslenişte naz,

İdrak ve gözyaşı,zorlanmadan yaz.

Çok şeyler va’z eder üç beş damla yaş,

Nankör ve elitler taş ağlayamaz.

 

Solgun

 

Rüyalar sizin olsun, vedalara katınız.

Yâr olmak bedel ister, bu mu liyakâtiniz?

Geceye doydum artık, nerde kaldın meşale,

Gel gitlerle iç içe, hapsoldu takatiniz.

 

Gen Ve Harita

 

Aynen tarih gibi, gen ve harita,

Durmadan soruyor bizim kerata.

Genimiz Türk ama; renk gök kuşağı,

Zaman derin kuyu,bilim safsata.

 

Mefkûresiz

 

İzzet zillete feda, ben içinde ben varım,

Tefekküre elveda, düşüncem itibarım.

Edep erkân ve mazi, öfke celal ve inat,

Mefkûreyi terk etmiş, beyinsiz canavarım.

 

Moda

 

Yırtıldı tüm perdeler, dünya denen odamda,

Çıplaklığa büründüm, elbisesiz modamda.

Kol geziyor yosmalar,”hancı sarhoş han sarhoş”

Ruhum kime müptela, muhabbet yok bâde’mde.

 

Şiir Gibi

 

Şiir gibi gözleri,gözlerime sürüyor,

Nazarının işvesi içime üfürüyor.

Tüllenen rayihası tevbe olur dudakta

Çöl kokan renkleriyle bana ümit veriyor.

 

Hiç Saymış

 

“Kim görmüş cenneti, o cehennemi”

Hiç saymış galiba Havva annemi,

İfade pek bozuk, asi besbelli.

Bunun savaşı hep kutsal dinle mi?

 

Deli Gibi

 

Ben öyle tuhafım ki, koşarım aralıktan

Dayanılmaz sulu göz, emiyorum hüzünden

Ölüm değil tek korkum orda fukaralıktan

Deli gibi kaçarım, varlığın boynuzundan

 

Hodbin

 

Her ses her rengi,göremez hodbin,

Himmete kapalı,ben diyor hep ben.

İçime püskürür maşuk duygular,

Ruhuma tattırır aşkı hudabin.

 

Deli

 

Sanki birşey üflüyor,müminler telaşede,

Bizim köyün delisi,en önde baş köşede.

Arada bir tebessüm,Hû hu sesiyle inler,

Secde iklim müsait,tevbe eyle haşa de.

 

Kılavuz

 

Ses renk hüzün ahenk, yol boyunca işaret,

İşarete ne hacet, kılavuzu sen yâr et.

Kuşatır nazarıyla seni mavi duygular,

Büyü sarar mest eder, cezbe tüter esâret.

 

Derin Vadi

 

Kin girdaba sürükler, ben tedirgin rahat siz,

Sessizden ses geliyor, vakitsiz ve sıhhatsiz.

Monşerli süvariler, hazır kıta bekliyor!

Kaleler elden gitmiş(!) derin vadi rahatsız.

 

Ufuk

 

Apayrı âlemde her şey silindi,

Ufuksuz ufukta kaybolup gittim.

Yoklukla birebir aynı filimdi,

Varlığın elini ittikçe ittim.

 

Var Ya

 

İçimde yükselen duygular var ya,

Şiirsel çağıltı, yorgun ve kıraç…

O bahtsız sineler Leyla yakar ya,

Ben sana ben sana hep sana muhtaç.

 

Manzara

 

Şehvet baronları, ihtiras nifak,

Haktan dem vuruyor şu deyyusa bak!

Tek derdi milletse kin, savaş niye,

Hep aynı manzara, aynı ittifak.

 

Eşik

 

Tıpkı insan gibi uzanır eşik

İki ayrı yöne mânâ bileşik

Girişte çıkışta bir şeyler söyler

Aklım hep tabutta gülüyor beşik

 

Dikizleriz

 

Gözü dönmüş dünyanın hakikati bizleriz,

Şu iklimi kim bozdu, kimi kimden gizleriz?

Mevsim zaman kâinat, çözülüyor ırmaklar,

Tıpkı bir mecnun gibi,çakırkeyf dikizleriz.

 

O Ve Ben

 

Şiir sahilsiz derya, dalga boyu her nokta,

Sonsuz sükûn sesleri, yokluk varda var yokta.

Hayret duygu iç içe, hece hece levhalar,

Yürüyoruz o ve ben, yapayalnız çoklukta.

 

Geceler

 

Ateş yüzlü geceler, iniltili kütükler,

Er bıyıklı gayyalar, artakalan sürtükler.

Vicdan yeksan besbelli, hissiyatlar serseri,

Sessizliğin çığlığı, sessizliği dürtükler.

 

Eks

 

Dosdoğru hayat dolu, zamanı kim eğecek

Fecir kuşluk saniye zerre eskimeyecek,

Zaman geçmişte saklı, zaman şimdi taptaze…

Yolcusu hiç bitmeyen zaman eksmi diyecek?

 

Babannem

 

Nedense eksilmez gözlerimde nem

Bir şeyler görüyor hâşa cehennem

Yaslanıp geceye ben keşke derken

Çok ağla çok ağla derdi babannem

 

Bir Katre

 

Eksik bir katre iffet,likralı basmaları,

Alev alev kol gezer,nerde kim bunu bildi?

Her tarafta başköşe Manukyan yosmaları,

Karardı mor tepeler yosma leyla kesildi.

 

Bakışlar

 

Bıçak sırtı sözleri, aşk vakti şafakta yaz,

Bakışların çok derin,üslûp latif hem ayaz.

Gözyaşın dem sesleri,ürkek ve kalabalık,

Uzaklaşma kendinden, ağlaşalım gel biraz

 

Ebâbil

 

Bu şehir boğuyor boğacak gibi,

Ölümüm şafakta doğacak gibi.

Dört bir yan Ebrehe,kalemim ürkek,

Dokunsam Ebâbil yağacak gibi...

 

Kolbastı

 

Kolbastı da ayaklar,sinelerde çıngırak!

Çılgınlık öğütüyor,kim zanatkar kim çırak?

İnsanlık dünden firar,yaşa sen Nesl-i Cedid (!)

Çukura düşen adam,tepinip keyfine bak.

 

Hercümerç

 

Göğ kesik yer kopuk, bir acayip gen aldım,

Hep acı tebessüm, gün gün sattım gün aldım.

Meğer ben pek gamsız, her kelimem meyhane…

Kavgası belirsiz, hercümerçten bunaldım.

 

Metruk

 

Günahkâr aşikâr, indikçe indik,

Çağdaşlık atına mahremsiz bindik.

Köşe bucak metruk, üslup pek köhne,

Şen şakrak tepiştik, gamsız didindik.

 

Kırık Sandalye

 

Koca koca koltuklar,

Adalet yok,hukuk var.

Yaşa! Kırık sandalye

El-Adl,Cenab-ı Hak var...

 

Dikizleriz

 

Gözü dönmüş dünyanın hakikati bizleriz

Şu iklimi kim bozdu, kimi kimden gizleriz

Mevsim zaman kâinat kan akıyor ırmaklar

Sarhoş bir mecnun gibi çakırkeyf dikizleriz

 

Eşik

 

Tıpkı insan gibi uzanır eşik

İki ayrı yöne mânâ bileşik

Girişte çıkışta bir şeyler söyler

Aklım hep tabutta gülüyor beşik

 

Gitgide

 

İhtiyar gölgeye yatmak iyide,

Bu kadar miskinlik gelmez yiğide.

Belki de beklenen günü bekliyor,

Benim de kıt aklım gitti gitgide.

 

Enâniyet

 

Onlar peşimdeydi hep ben en önde

Kibir caka çalım ne var bende var

Aczimi fark ettim sonun önünde

Son anda terketti bu üç kafadar

 

İfşa

 

Islak zarf doğurdu bulanık sular

Yer yer faşoluyor hain pusular

Düşman da bir sevinç bende ızdırap

Cunta vadisinde köhne duygular

 

En Yahşi

 

Hüznün yahşi cehren yahşi ten yahşi

İsmin yahşi aşkın yahşi sen yahşi

Tıpkı bülbül sensiz yeşil kubbeler

Sana meftun sana tutkun en yahşi

 

Birlik

 

Sağı solu ne varsa

Edirne’den ta Kars’a

Hakikatle tüllenip

Ziyâ iklimi sarsa

 

Manzara

 

Küfrün baronları, ihtiras nifak

Haktan dem vuruyor şu deyyusa bak

Tek derdi milletse bu savaş niye

Hep aynı manzara, aynı ittifak

 

Tabak

 

Hırs beynim kemirir eller şak şakta

Sokaklara inat mı, yok yok tabakta

Çok şeyler döktürüyor irfan yok amma

İnsan eti göresin tabağa bak da

 

Gazel Gibi

 

Artık sonbaharım ben gazel gibi

Anbean çöküyor sonun kubbesi

Kefene yaklaşan beyaz el gibi

Uzanır ruhuma ölümün sesi

 

Büst

 

Leyla’ya ser çekmiş Leyla’nın üstü,

Vuslata engeldir Mecnun’un büstü.

Kim bilir göz kırpar belki ihtimal,

Hiçlik sütununda bir akşamüstü.

 

Yapayalnız

 

Sensiz yine yaslanmışım bir dağa,

Senin ile sen-ben yazdım yaprağa.

Yapayalnız rüya bu ya ikimiz,

Sığınmışım Veysel gibi toprağa.

 

Bir El Tutsa

 

Şuh sükûtum duyulsa, derdimi açabilsem,

Mecnunlara karışıp saçtıkça saçabilsem...

Zamanın inadına mevsimleri delerek,

Bir el tutsa elimden, kaçtıkça kaçabilsem...

 

Yemyeşil

 

Geriye döndürelim yemyeşil rüyaları

İhtimal gözlerini istemem güyaları

Dörtlük deli gömleği, gözlerin kadar tatlı

Gel bize seyredelim kanatlı hülyaları

 

İp

 

Ümit kasem yumağını eğirtsem

Düşe kalka son durağa seğirtsem

Ne gam artık ipi sıkı tutmuşken,

Zaman bozuk mevsim savruk bir gitsem

 

Pamuk İpliği

 

Her yerde sapsağlam kendir var ama;

Belki de benimki pamuk ipliği.

Yazıcı dokunma dinmez yarama,

Terk ettim ben zaten şuh edipliği.

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Ey

 

Ey yokları var eden dertlilerin tabibi

Bu inleyen yüzsüzü huzurundan çevirme

Ey yüceler yücesi acizlerin sahibi

Nisyânıma terk edip beni senden ayırma

 

Hesap

 

Her akşam sabaha mutlak erecek

Mağripten maşrığa aynı saatte

Görecek dehşeti herkes görecek

Günah yıkanırken gayyalı katta

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Teşviş

 

Aşkın ikliminde hoş olur işler

Sevda olur azık olur aş olur

Kurak etti şu gönlümü teşvişler

Ariflerin gözü gönlü yaş olur

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Gazze

 

Fosfordan mağmalar güneşi yaksın,

Süt kokan eyvahlar ortaya çıksın!

Belki bir Osmanlı gelip tekrardan,

Vicdana üfleyen ses duyacaksın.

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Unutma

 

İçim hep kasırga tutsak etmiş gam,

Sinem delik deşik, çekil be adam!

Ve ömür çok kısa unutma sakın,

Ruhum hep ızdırap eyvah da yaşam.

 

Dil

 

Bazen eşsiz tekmil, isyankâr yer yer …

Küfrün körüğünde ben’i de geçer.

Dil şeker şerbet bal, irfan’a tedbil,

Cahil kucağında zehirli hançer.

 

Son

 

Dipsiz gel değirmeni, sura vurdukça akar

Çetin bir yolculuk bu, geldik ve gidiyoruz

Topağa inen tohum, her şeyin sonu vardır

Makam şöhret şan” kabir kapısına kadardır”

 

Ey!

 

Ey yokları var eden dertlilerin tabibi,

Bu inleyen yüzsüzü huzurundan çevirme.

Ey yüceler yücesi acizlerin sahibi,

Nisyanıma terk edip beni senden ayırma.

 

 

Koşun

 

Zaman elleşiyor ecelde sende

Ses verir her nefes hemen ensende

Koşun koşun koşun, hesap bekliyor

Secde ve gözyaşı var mı kâsende!

 

Vesile

 

Vesileye hissettir, koş kendine bu sene,

Prangadan boşanıp, o iklime gelsene.

Hedef büyük gaflet pek, öte ufukta bahar,

Taptaze bir his ile aşk ve vuslat desene.

 

Son Nokta

 

Hayat bir fısıltı, ne derse desin,

Sonu yok,son nokta yeri herkesin.

Sahilsiz yürüyüş kıyı engebe,

Koş tekne geliyor yolcu nerdesin!

 

Kul Hakkı

 

İster milyon defa tavaf eyle sen

İsterse yaş döküp sevap eyle sen

Kul hakkı seninle paslı pranga

Gerçeği fark edip af, af eyle sen

 

 

Nisyan

 

Aşka şarap içirir, nisyanların kırığı

Meyhaneye bağladık, tekkeyi ve sarığı

Yok, ötede ümid ye’s, ötenin endişesi

Mahşerin gayyaları Ömer’ın hıçkırığı

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

Yusuf’un

 

Beni âşık edip; yaram deşmeyi,

Sevda kazanında yanıp pişmeyi,

Bilir misin sabrı, aşka düşmeyi

Yusuf’un sabrından bana da gönder.

 

Ömer Ekinci Micingirt

 

 

 

Yağlı Sicim

 

Düşündüm hamalı, yağlı sicimle

Tükeniş başladı bütün gücümle

Kurtuluş tek hitap, işte o cümle

Sen affedicisin, affı seversin...

 

Hodbin

 

Her ses her nefes,göremez hodbin,

Himmete kapalı,ben diyor hep ben.

İzlerken püskürür maşuk duygular,

Ruhuma tattırır aşkı hudabin.

 

Gittin

 

Yokluğun kuşatır,deme çileli

Sensizlik çiledir bildim bileli

Sükût eder gönlüm sessiz derinden

Takatim kalmadı gittin gideli...

 

Sonsuzluk

 

Tevbeler yerine mutlak erecek

Belki de günahla aynı saatte

En acı dehşeti kimler görecek

Sonsuzluk son bulur gayyalı katta

 

Kimi

 

Öbek öbek mahlûk var kimi kurt kimi tilki

Kimi hoşt hırıltıda kimi pek yüce bil ki

Kimi mecnun divâne kimi miskin avâre

Kimi çağdaş Firavun kimi sonsuzun ilki

 

Yağlı Sicim

 

Düşündüm hamalı, yağlı sicimle

Tükeniş başladı bütün gücümle

Kurtuluş tek hitap, işte o cümle

Sen affedicisin, affı seversin...

 

Gül Olur

 

Sen ağlama yoksa bana hal olur

Gözyaşların içim akar bal olur

Cehennemi yaş söndürür bir tanem

Sen gel bana hicran yanar gül olur

 

Efendim

 

Yokluğun kuşatır,deme çileli

Sensizlik çiledir bildim bileli

Sükût eder gönlüm sessiz derinden

Takatim kalmadı gittin gideli...

 

Firûze

 

İstemem ben paye nişan endaze

Altın çağın her zerresi taptaze

Sonsuzluğun ahengi var tefekkür

İçim sarar semavi bir firûze

 

Derbeder

 

Tıpkı mecun gibi dön bak âlime,

Cismi eşşek yükü taşır bi haber.

Bir bilene sordum bir ahvalime,

Şakağı karartmış benden derbeder.

 

Bir Ömür

 

Gönlüm her zaman senin, hoş üslupla yâd eyle

Tebessümle okşayıp gözlerinle şad eyle

Ruhumdan yükselen ses her yerde seni arar

Bir ömür hep yol boyu, gönlüne serhat eyle.

 

Sükût Güzeli

 

Bir çiçek bekledim ayazda gelen

Ve güle rastladım her yanı titrek

Nihayet ruhuma açtı kardelen

O sükût güzeli söze ne gerek.

 

Renkler

 

Gönlüme hissiyat, hislerin yer yer,

Sendeki yâr renkler ben’i de geçer.

Sensiz bir başkayım sana bürünmüş

Sen heceliyorum, sensiz derbeder.

 

İç İçe

 

Hep bendesin sen bende, yokluk sesi var ama

Hasret-hüzün iç içe, bende neşe arama.

Zamanı itekleyip; hep seni bekliyorum,

Sen efsunlu musikim, sen dermansın yarama.

 

Terhis

 

Ellerimi bırak yüreğimden tut

Mekanın içinde mekanı unut

Allah'ın indinde engebe yoktur

Terhisten terhise koşuyor tabut

 

Mukaddes

 

Dudaklarımda ismi sessizlik içinde ses

Beynim beni tırmalar neden anlamaz herkes

İzâfi gelgitlerim koşar meçhule doğru

Hiçliğe iz bırakıp; hâlde yanış mukaddes

 

Ehil

 

Susun “emaneti ehline verin”,

İrade hak olur, endişe erir.

Teslim Aslı gibi sesleniş Şirin;

Yaş döken çok olur çöller yeşerir.

 

Vuslat Vakti

 

Kapayın gündüzü, söndürün sönsün,

Ben yâre varmışım bir vuslat vakti.

Yeşeren hislerim gece görünsün,

Yâr bana küllenmiş közü bıraktı.

 

Serhat

 

Telafisi ağır,şehidim sen yat!

Doksan bin çiçeği koklayan serhat.

Sitem ediyorum amma ve lakin

Var,yoktur; yok,vardır mutlak nihayet.

 

Deli Diyorlar

 

Beynim de aysbergler, neler neler var,

Yâr deyip yâr deyip, yâr deyip arar.

Belki bu arayış çok şeye gebe;

Nedense hep bana deli diyorlar!

 

Tökezler

 

Ruhani derin hisler, aşk sarardı şiiri,

Yorgun ihtiyar gibi, düşe kalka inlerdim.

Karanlık sokaklarda getirirdim tekbiri,

Ve peşinden tökezler, savrulur gülümserdim.

 

Şüphesiz

 

Tevbe ve misliyle mükâfat gelir,

En derin mihengi, “keşke” evlerin.

Günahsa çukurun dibe yükselir,

Sebeb-i sükûtun kalp alevlerin.

 

Beslemeler

 

Zift yağıyor adeta, şeylerin en şeyinden,

Bizdeki beslemeler, zıtların eşeğinden.

Her yer acı intikam, izan irfan yerlerde,

Vicdansızlık şöleni vâdi basın yayından.

 

Köpekler

 

Çobana sürünüp sürüyü bekler

Köpeksiz dağlara çakallar yağar

Çakaldan habersiz bizim köpekler

Sürüyü terk etmiş çobanı boğar

 

Görmeler

 

Aynalar da görmelerde bir perde;

Yanlış ata oynuyorsun unutma!

Kemâlini idrâkine göster de;

Nankörleri görenlerle bir tutma.

 

Tanış Olalım

 

“Gelin tanış olalım” ne deruni sözdeler;

Çile ile yükselen, gönüldeler gözdeler!

Tanzanya’dan Bosna’ya, Avrupa’dan Asya’ya

Aşk, liyâkat Türkçeyle, bin bir renkle bizdeler!

 

Kızlar

 

Meğer üç harfliymiş, raks eden kızlar,

Şimdi kaybolurlar, karanlık sönsün.

Tıpkı kızlar gibi gece yıldızlar,

Tekrar gelecekler,hele gün dönsün.

 

Zaman

 

Tıpkı benim gibi, pek sarhoş zaman,

Yol boyu terk etmez, düşündüm o ân.

İki ayrı âlem, birde tefekkür,

Sanki gök gürledi, delindi tavan.

 

Musiki

 

Aşk döker dereye derin ırmaklar,

Ruhları dindiren musiki saklar.

Yüksekten uçuşan turnalarında;

O’nun ahengiyle sayar parmaklar.

 

Vuslat Duygusu

 

Çöle serap yağmur susayana su,

Çok canı yok etti yokluk korkusu.

Sükûtta hararet,çığlıkta sükûn;

Tarifsiz yanıştır, vuslat duygusu.

 

He Ya

 

Hüzünle yürüyoruz, sanki o günden beri,

Salmışız kendimizi, gâh atlıyız gâh yaya.

Ve zümrüdî hıçkırık dağın gözbebekleri,

Mevsimim son güzünde, gel diyiyorum he ya.

 

Düğünüm

 

Kahrımı çekiyorum, kopuk nesiller günüm

İzzet zillet mahvoluş, yıllar yılı sürgünüm

Ne çok şeyler kaybettik diziler gölgesinde

Sevgililer kürtajlar, rastgidiyor düğünüm

 

İrkiliyorum

 

Ben beni biliyorum,

Gam keder gülüyorum.

Tahsisatı düşündüm,

Hayret, irkiliyorum!

 

Emanet

 

Her yaştan her renkten canlı et olsun,

Sokakta yat çiftleş, sus lanet olsun!

Dünya ve kâinat, hesap ve mizan,

Boş ver ne fark eder, emânet olsun.

 

Piç

 

Ben hep samimiyet, içimden gelir,

Bir şey olabilmek; hiçimden gelir.

Aşklar tartışılmaz(!) aşka ihânet!

Zürriyetin nedir, piç kimden gelir.

 

Boyut

 

Göğü dürtüklerim elimde sırık,

Sokaklar zifiri, pencerem kırık.

Günün tekrarıyla yattım şuursuz,

Peşinden uyandım, tuttu hıçkırık.

 

Aşk Değil

 

Öyle yanıyor ki; yüreğim elle,

Ölüm varlık deyip koştum ecelle!

Zevkusefa tatmin aşk değil bil ki

Bu nasıl bir düzen, nasıl mecelle!

 

Ufacıktım

 

Çokluğumu düşünüp, ben açlığa acıktım;

“Zan”nım iri kocaman, insandan ufacıktım.

Yiyip içip uyumak, hayvani bir mahvoluş,

Yok mudur telafisi, cürmü ifşaya çıktım!

 

Ne

 

Usta ifşa eyleme, yöneliş kim pâye ne

Şâir isen hem madem, şuâra hikâye ne

“Her vadide gezerler”hüsrana uğrayanlar

Şan şiire ihanet, ediplik kim gâye ne

 

Bizimsin

 

Hikmetten sual olmaz, ismin gibi nazımsın,

Kızıpta giittin amma, yinede sen bizimsin.

Sözlerin karadelik,her sokakta izim var,

Bazen gözümde şair, bazen kominizimsin!

 

Müstesna

 

Renk renk eşref-i mahlûk, o hâlâ derisinde

Asabiyet sus desem, şirk verdi nârasında

Zira dört başı mamur, mefkûre mi oda ne

Bu müstesna yaratık, insanlık neresinde

 

Kazan

 

Okuyan yazan mı ben

Söz sazsız ozan mı ben

Alev alev her yanım

Kaynayan kazan mı ben

 

Nedendir

 

Ben hülâsa o yâr için süslendim

Hiffet nedir, iffetine yaslandım

Yapayalnız meyusâne hislendim

Ağrım dinmez yüzüm gülmez nedendir

 

Yayın

 

Ne edip der ne göz nuru ne emek

Şâir kimdir şiir nedir velvele

Şöhret ister duyguları neşretmek

Şâir öldü şiir yetim gel hele! ..

 

Sırtlamış

 

Nefret verdi yaşadığı kuşağa,

Gel de kızma İmralılı eşeğe!

Semerini Avrupa’dan sırtlamış;

Pislemiştir baş koyduğu döşeğe!

 

Kisra

 

Fırsatçı fesatçı çalan sazları

Malum düzen çarptı bizim kızları

Moda reklam para ve gösterişler

Kisra’yla düşündüm düzenbazları

 

Çok

 

Bugünlerde habire, sanki duçarım derde;

Sevdiğine dert verir, şifa verip sever de.

Zaman farz et tükendi, sönmeyen gölge var mı?

Usta çok korkuyorum, rüzgâr tersten eser de!

 

Şey Gibi

 

Şeylerin ismini, aşka koyarlar,

Bu aşktan dışarı, şey gibi yârlar.

İffeti tepeler, zillet ekleyip;

Soyunup giyinip, zifte boyarlar!

 

Bir Duble

 

Hüzünlü bir gecede, ruhum büyüdü yer yer,

Ben gene şiir yazdım, siz de bana baktınız.

Bir duble yaş düşledim, vakti değilmiş meğer;

Sonra terk ediverip, fikri his bıraktınız!

 

 

Deyyuslar

 

Bak siyah komşuda sütbeyaz ölü;

Deyince nedense hepten sustular!

Dünyanın vicdanı kumla örtülü.

Sömüren vampirler pek deyyustular!

 

Caiz mi?

 

Ribâ kıskacında evler mabetler;

Ahengi yürüten sistem faiz mi?

Nerede beşeri münasebetler

Avam meclisinde susmak caiz mi?

 

Hâşâ

 

O Allah’ın indinde, yok ayrı gayrı var mı?

Ümitsizlik ne peki, bu kulluğa sığar mı?

Ses veriyor kâinat, görmemezlik ihanet!

O şefkati yok etse; anne çocuk doğar mı?

 

Hayal

 

Gözlerimi kapayıp; aldırmam yorumlara,

Eşyaya teslim olur atlarım derinlere.

Hayallerde boğulur, hakikatte yanarım;

Aşk harâret verince, koşarım serinlere.

 

Ömür

 

Ömür: kimine uzun, kimin de bir kelebek;

Ömür: tıpkı huy gibi özünde sendelemek…

Ömür: bazen de gölge, velilin sükûtunda;

Ömür: kefeni biçip, zamanı rendelemek…

 

Ölmüyorum

 

Neden bu günlerde gülmüyorum ben;

Şen şakrak olmak mı, olmuyorum ben

Kulluk ve liyâkat, hesap ve kitap;

Nefesim burnumda ölmüyorum ben!

 

Kepazelik

 

Pimini çek diyor elinde silah;

Peygamber ocağı, elbet he vallah

Tespit pek müthişti; tam kepazelik!

İtiraf eyledi, eşhedü billâh,

 

Hüsnüniyet

 

Avama hüsnüniyet, ilmi sorana kadar

İnekte ki basiret, tren görene kadar

Ve bendeki tolerans, bilinmezle perdeli

Enâniyet ölçüsü, nefsi yerene kadar

 

Bendedir

 

Huzurunda mıyım, ey yüce takdir;

Neyin peşindeyim, söz etmek nedir.

Gafletten kurtuluş, arayış haktır,

Müspette bendedir, menfi bendedir.

 

Kalbim Temiz

 

Benim kalbim temiz(!) nefsim temiz der;

Günah şakağımda kaynayan kazan!

Flört tellal dikmiş aşk kubbemiz der,

Şeklen oruçluyum, kısmen ramazan!

 

Kraliçe

 

Cehlin kendince kullan, zaaflarını azdır

Bedenine tâbi ol, taçla taçlandır eti

Çıplaklığa yürürken, aşkı kaybettim yazdır

Kahrolası yarışma,orta çağ esareti

 

Dilsizler

 

Dinleyenden ziyade, susanlar üzdü beni;

Bir şey konuşmak gerek, düzen azgın düzeni!

Haksızlık karşısında, susanlara ne denir?

Deyyuslara değişmem, günahlarda yüzeni!

 

Muşamba

 

Gece ve gaz kokan, fitilli lamba,

Hep seni hıfzettim seninle amma;

Uyutmaz bu rüya, yat kalk ayakta,

Bir ben yerlerdeyim, bir de muşamba...

 

Tezek

 

Nankörler sofrasında,sus söylemek huyumdur,

Görenlerin ikramı “edep ya hu “deyimdir.

Söz meclisten dışarı, nankör olamaz tezek;

Tezekten bir öncesi, ihtimal varsayımdır!

 

Muhakeme

 

Ve her şeyim izafi, gerçekte davam tam da;

Hakk’ı yaşamalıyım, hakikat kıvamında.

Beni bana bırakma, esaretle iç içe,

Ruhum alıver gitsin, bir bahar akşamında.

 

Beşer

 

İçgüdü topladım, zevk safa tattım,

Güneşe üfledim bulutta yattım.

Sözlerim izâfi, ufkum sınırsız

Beşerden öteye bir mücazattım.

 

An

 

Sonsuzu düşündüm son bürüdükçe,

Yelkovan koşuyor “ an” kürüdükçe.

Ömrümü sattığım açgözlü zaman;

Akrep tepelerim sen yürüdükçe!

 

Israr

 

Yaşamın sırrını ifşayla vurdum,

Zannımı sırtlayıp gururda durdum.

Gerçekler ölümlü kozama çarptı;

Israrla üstünde oturuyordum!

 

Zerzevatlar

 

Neredeler bir bilsem şu sözde akil itler,

Hem meclisten kaçıyor, hem meclisi kilitler!

Ulan sayın haydutlar! Zerdüştçü zerzevatlar;

Mahpustaki neyine, bankamatik gel gitler.

 

Yıldızlar

 

Yaşamın ziyneti,nurlu yıldızlar;

Allahın bir lütfü değil mi kızlar?

Ruhu ve benliği vurgun şefkate;

Onlarla raks keder, gece gündüzler.

 

Ödül

 

Sen kin, nefret ürünü sen akrebin dilisin,

Zehrin kursaklarında, sen Zerdüşt’ün külüsün.

Sen Batı avlusunda,emir kulu zincirli;

Sen Hamza’nın düşmanı, Vahşi’nin ödülüsün!

 

Seğirtsem

 

Hüzünlerim terk edip, bilmem ki nere gitsem,

Düşen günbatımında, ömrü terse eğirtsem.

Ruhum aç paramparça, yollar tutar akşamı,

Çile vakti kuytuda, dertlerime seğirtsem.

 

Duyuyor musun?

 

Şehir de eşin beyin, köyde yiğidin erin,

Mersi bay bay bravo; kurusun hây ellerin!

Katlettin sözcükleri, duyuyor musun şair?

Yerlerde paramparça, kurduğun hayallerin...

 

Ses Veriyor

 

Çınar gibi dayandığım öğütler,

Meçhul asker Micingirt’te söğütler.

Rüyalarım vazgeçilmez cellâdım,

Ses veriyor ağ baba’dan şehitler!

 

Mertebe

 

Tüm akli mertebeler, şuur ötesi perde,

Kıblesiz şartlanmalar mertebeyi sever de;

Ve aklın göbeğinde, kim hatırlar mahşeri!

Beynin kurtarsın seni (!) mertebeyle ever de.

 

Gibidirler

 

Hep kendine yaşayıp, zannı geçen kibirler;

Görenlerin azabı, çukurun dibidirler!

Ve gayeyi dert edip, teslim olan yiğitler,

Sadakat noktasında sıddıklar gibidirler.

 

Farkettim

 

Terk edemediklerim, bugün yarın ve dünüm,

Bulut gibi çilekeş, deniz gibi dolgunum.

Tolerans aşk bilirim, seyredenin yüzünde;

Farkı fark ettim artık, toleransta olgunum.

 

Erenler

 

Er yürek arayın birlikte erek

Esâsen ermeye vesile gerek

Ermenin en hâli hiçlikte gizli

Erenler aradım hep gizlenerek

 

Ateşte

 

Sendeki güzellik ebed ve ezel;

Sıratlara binek, cennetlere el.

Hasret buğu buğu dört biryanım gam,

Yüreğim ateşte, kül etmeye gel!

 

Sığın

 

Muhâbbetin kadar yol alılırsın sen,

Geçmişi şâd eyle geçip giderken.

Öteki ömrünü bu güne satma;

Alnın koy divana sığın bugünden.

 

Oynama

 

İrfan yudumlayıp insanca yaşa;

Kendini kendinle koyma baş başa.

Ecel nispetinde ömrü dünyanın

Kim kime aittir, oynama boşa!

 

Korkarım

 

Hissiyat ne ister, hep zârlanırız,

Ölümü andıkça toparlanırız.

Şu kaş göz el ayak kime emanet,

Korkarım pek şedit azarlanırız!

 

Kan Misket

 

Firavun kadar yakın az ilerin,

Dağlıyor taş kalbimi dizilerin.

Ateş barut kan misket, kahrolası;

Ölüme üflemekte, Nazilerin!

 

Tartaydı

 

İdrâk bende tor taydı,

Soydum perdeden kaydı.

Biri günahım yakıp;

Sevabımı tartaydı!

 

Gibi

 

Ürküntü arasında, zor beynimi ovalar,

Dilenciler sokakta zabıtayı kovalar.

Birkaç asır mesafe, Kisra’nın özlemiyle;

Tasmasını koparan it gibi burjuvalar

 

İdrak

 

Liyâkat üretip görgüye ersem;

İfşayı çağırıp sırla eversem.

Tedbirle iç içe gerçek emniyet,

İdrâke bağlayın, tersten esersem.

 

Ben Sen O

 

Rakamlar etrafında, git geller fırlanırız,

Say say bitmez sonu yok, sonsuz sıfırlanırız.

Lâkin her şeye rağmen, aczimizi fark edip;

Ben sen onu bırakıp, biz der hayıflanırız.

 

İnan

 

Çokluk varlığı yıktı inan sözüme inan

Kızıl karanlık çöktü inan sözüme inan

Ne hiç kaldı ne hicâp boğuyor münâkaşa

Ben’im benden büyüktü inan sözüme inan.

 

Sarsılmaz

 

Üslûp bilmez yüreklerde his olmaz,

Vuslat rengi zihinlerde pas olmaz.

Mümin tıpkı yıkılmayan dağ gibi;

Zaman yürür nabzı durur sarsılmaz!

 

Çeşit Çeşit

 

Zulmet ve nur kucaklıyor herkesi,

Her devirde iki türlü insan var.

Rum Ermeni Abazası, Çerkezi,

Renk renk yüzler, çeşit çeşit lisan var.

 

Mevcut

 

Kendime gidiyorum, bir nefes yol var;

Sonsuzluğu ister mi gerçek vücudum!

Gün gün tüketiyorum, varsa ne kadar

Hacmimi ölçmeyin, bomboş mevcudum.

 

Hâya

 

Ayıbı görmemek ne büyük ayıp

Edebi resmedip kazsam duvara

İffet pınarından ar yudumlayıp

Hayâyı hıfzedip yazsam duvara

 

Telaşa

 

Ölümün son güzü ben kışındayım

Ölümsüz zamanım akışındayım

Ölümü tanımak ne büyük gerçek

Ölmeden ölmenin telaşındayım

 

Oynaşın

 

Gerçeği serap görüp çöl gibi kurur çatlar,

İdrâk yüceliğinden pek uzaktır zevatlar.

Ölüm yok oluş mudur yaşam bâki mi peki;

Tedbir nedir takdir ne, oynaşın zerzevatlar!

 

Hüvel Bâki

 

Yaşarken kalabalık ve ölürken teksiniz

Yapayalnız kapısız sura vurur eks’iniz

Hüvel Bâki, fatiha, zor be terhis töreni

Ürperteni hissedip tek tek gideceksiniz

 

Her İnsan

 

Tefekkür tolerans imanın bendi

İdâk marifettir çiledir dendi

Her insan mükemmel, sevgi aşk varsa

Mevlana beslendi Yunus beslendi

 

Ya Hayy

 

Her yer tefekküre koşar bu ayda

Hakkın seslenişi yer gök Hayy Hay’da

“Ya Hayy” diyebilmek feragat ister

Bedbahtsam gafilsem körsem ne fayda

 

Kin Yuvası

 

Terör İmralı’ya asmalı konak

Durmadan zift yayar, bu kirli çanak.

Bu kimin maşası, kimin Zerdüşti

Kandil kin yuvası meclis sığınak

 

Hâl

 

Gözyaşından ziyade, ihlâs ile hâl olur;

Melekûta varılır kul başını eğince.

Ölümsüz nağmelerle sonsuzluğa yol bulur,

Tüm varlığı titretir aşk ile kükreyince!

 

Ey Nefsim

 

Aklında bir hacmi var ötesine geç

Teslimiyet ve idrâk gelecek er geç

İdrâkin ertesinde ses duyacaksın

Gururu terk eyleyip tevâzuyu seç

 

Murat Han

 

Hak ve batıl aynıdır,kaç yıl geçse aradan

Çok şeyleri tattırır tatmayana yaratan.

Âlimler ve şairler, anane ve gelenek

Kosova’yı düşündüm ah nerdesin Murat Han

 

Mahmutpaşa

 

Uzun uzun kaldırım, desen desen semerler,

Sıra sıra hamallar yorgun günü emerler.

Mahputpaşa nerdesin teslim var yokuşunda

Her an hüzün sızdırır tarih kokan kemerler.

 

Fasit Daire

 

Ömrüm lafla geçti zanlarım kat kat

O günü düşündüm ne der hâkikat

Fasit daire hep dönüp dururum

Durmadan perdeler ağır meşakkat

 

Ede

 

Bizim köyde bir kesim anneye derdi ede;

Abiye derdi dadaş ne güzel bir ifade!

Bu nasıl samimiyet ve nasıl bir liyâkat,

Örf vardı mahallede, mâna vardı maddede.

 

Sükûtun Sesi

 

Alnım öpüverip kalbimden tuttu

Vuslatı gizleyip aşkı uyuttu

Bir şeyler fısıldar sükûtun sesi

Görünmez bir âlem başka boyuttu

 

Vasıta

 

Sıra sıra hüzün, bir yığın toprak;

Arada bir gidip mezarlara bak!

Şeklin ötesine olur vasıta,

Her an seni bekler ölünceye dek.

 

Tüketecek

 

Her vakit duvarımdan hasret düşüyor tek tek

Biri gelip dokunsa ağlamama yetecek

Taş kalpleri bırakıp göğsümü tutuyorum

Kör olası zamanlar vuslatı tüketecek

 

Sırat Gibi

 

Gözlerime dön bak, kaç mevsim hüzün

Sensiz takvimlerde içtiğim hüzün

Ben sana divane ben sana vurgun

Tıpkı sırat gibi geçtiğim hüzün

 

Issız Avluda

 

Kokun gül yaprağı dört mevsim gelen;

Beni ben boğuyor şehri gökdelen!

Hep seni bekledim ıssız avluda,

Melûn fır dönüyor zihnimi çelen.

 

 

Kim

 

Kavgada ruhumun jandarmaları,

Kim beni engeller O’nu anmaktan!

Şan, şöhret şairlik fors armaları,

Korkum hep kendimi anlamamaktan…

 

Bizimdir

 

Mâziyi kendimden gizlesem bile

Belki de içimde hasret kalacak

Muasır bizimdir düşmüştür dile

Gelecek bizimdir,bizim olacak

 

Döktüm

 

Yürekler pek hissiz hayâller iri,

Gayeden habersiz tek tek her biri.

Bir ben varım yalnız birde seccade,

Getirdim salâvat, döktüm şiiri.

 

 

Benim Gibi

 

Gözüm kar altında buz birikiyor,

Bembeyaz kefeni ölçüp dikiyor.

Güneş nere gitti kayboldu gökte;

Tıpkı benim gibi uyku çekiyor.

 

Kanma

 

Gel mâziye yaslan güç verir bize,

Ötelere zemin deme nemize.

Bilinen macera hüsran var çetin;

O’na yolculuğun kanma Cengiz’e!

 

Tövbekâr

 

Dün başka bir gündü bugünde varım

Sahilsiz bir derya zararım karım

Rüya gibi her an, tasavvur üstü

Vakitle kavgalı bir tövbekârım!

 

 

Tuttuğumsun

 

Tanyerinde mehtâbım, gözyaşımda buğumsun,

İffetinde gizlenen, seyrangâhım kuğumsun.

Hasretimde teberrük, cigaramda dumanım;

Yüreğinden kıstırıp, elinden tuttuğumsun!

 

Şiddet

 

Allah’ın indinde kadın erine;

Kutsallık verilmiş kendilerine.

Ne büyük ihânet kadına şiddet!

Sokağı düşündüm daldım derine.

 

İki

 

Zaman bende ipe gelmez tor taydı,

Rakamlarım tükendikçe artaydı.

İki ayrı âlem ömrün yapısı,

Ölümsüzlük gelip, ölçüp tartaydı.

 

Ömür

 

Marifet kalplere beyinden girmek,

İlhamlar dalgadır azgın denizde.

Yaşam yağmurlarla yürüyen ırmak,

Akar gereğince dur deseniz de.

 

Hazreti Mevlana

 

Vaktinde zuhur etti, yayıldı perde perde,

Hep çileli yollarda, diz dize ve yan yana.

Orta Asya Türkistan Anadolu her yerde,

Rengârenk çığır açtı, O Hazreti Mevlana.

 

Aşklar

 

Baharlar serüven, yaz sonları dem,

Çok şey düşündüren sevdalar merhem.

Şehvetle kutsanmış yalan aşkları;

İstemem arkadaş, yıkım istemem!

 

Annedir

 

Rayiha kokulu annedir kızlar,

Şefkat derinlikli birer yıldızlar.

Hak hukuk eşitlik dedirten ruhlar;

Edepten iffetten ardan hırsızlar!

 

 

Dicle Kenarında

 

Bizim büyüklerin hâyreti sırdı,

“Dicle kenarında” hikâye vardı.

Ah yitik geçmişim, zamane nesli;

Sırrı ifşâ edip zehri ısırdı!

 

Usul Oldu

 

Faiz usül oldu edep ar dizde,

Mârifet, ihânet, sır ifşâ bizde.

Terk edemeyenler hiç öğünmesin;

Sesleniş aranmaz kirli benizde!

 

Evler

 

Kârûni duygular salar gör evim,

Vakfettim ilhâmı tuzak kurana.

Ölümsüz bir ufuk benim görevim,

Şâire övgü var baktım Kurân’a.

 

Hesapsız

 

Yana yatmış gövdeler, boyunlar baştan kalın,

Zihinler kırbaç gibi, arenası yuların.

Düşüncede fırıldak, sadâkatte hesapsız;

Yaşayan kadavrası pervazsız uykuların!

 

 

Hoş

 

Mahşere süvarili atların verâsı hoş,

Sükûn meclislerinde vaktin maverası hoş…

Hüznün davetiyesi, giden gelen bahtiyar;

Ağlatan inzivası, hira mağarası hoş.

 

Aynı mı

 

Sabrı yedekleyip yutkunurum tek

Bir yudum su ile bir parça ekmek

Gaye aşk herkeste aynı mı sence

Değer mi vuslatsız azabı çekmek

 

Rüyalar

 

Kurduğum rüyalar seninle tektir

Ruhunu ruhuma yamala diktir

İster dişini sık sessizce bekle

İster bende kalan hüznü biriktir

 

Sebât

 

Masum gösterişsiz öteye ilgim,

Beni var yok etmez bu kadar bilgim!

Var olup yok olmak sebâta bağlı,

Yollar mürekkebim, teneşir silgim.

 

Olur mu

 

Gülüşü bir güneş, bakışı yaydı;

Nazarı âdeta içime kaydı.

Beni kimler anlar, yanık sineler,

Hiç bahar olur mu âşk olmasaydı!

 

İstikâmet

 

Bekleyeni unutur, ihmâl eder uyursun,

Bağırır Münker-Nekir, öndekiler buyursun…

Sen ne biçim yolcusun, hem kimdir klavuzun;

Müstâkime muhalif,müslümanım diyorsun!

 

Lokman Hekim

 

Enâniyet nedir, samimiyet kim,

Hakikâte ermek gerek nitekim.

Mükemmellik var ki ölmeden ölmek;

Nasîhatler piri,pir Lokman Hekim

 

Ne demeli

 

Çehresi postal rengi, nurdan nasipsiz alın;

Pek vermekten dem vurur, epeyce boynu kalın!

Ne demeli bilmem ki, besmelesiz götürür,

Sakaldan utan desem; ne suçu var sakalın!

 

Nefs

 

Gâh kül renginde tekir;

Gâh Tuzsuz Deli Bekir!

Gâh bıçkın delikânlı,

Gâh olur Münker-Nekir.

 

Nereye Kadar

 

Her yanım fırıldak, her yer haşarı,

Gayeyi fark etmek büyük başarı…

Dünyanın dostluğu nereye kadar?

Bağırır derin ses haydı dışarı!

 

 

Karattılar

 

İnsan karartırları, tavanı yok tasalar,

Maskeleri düşürmüş koca koca masalar!

Mehtapta ney havası, gerçekte pek çürümüş,

Yamyamlığı bırakıp vicdana uğrasalar…

 

Hemhâl

 

Gözlerim kalbime yakarışlar sâl

O’nun ahlakıyla olayım hemhâl

Manevi arınma dua ve tövbe

Ötelere götür beni benden al

 

O’na

 

Aslında ben söz yazan bilinmez bir naçarım

Dörtlüklere yaslanır mısralarla kaçarım

Dört biryanım fırıldak sefil ve merhametsiz

Ben O’na sığınırım hep O’na el açarım

 

Seni

 

Çile zâr zâr yanmak yananlara sor

Öyle bir gaye ki heyecanı hür

Kurtuluş iklimi bambaşka şafak

Otağını kurmuş seni bekliyor

 

Bir Damla

 

Bu öyle seferberlik sonsuzluk var varışta

Hakikat dile gelir bir damla yakarışta

Gayretin nispetinde değerin değer bulur

Basitliğin yeri yok sonu belli yarışta

 

Yazdıklarım

 

Hayaletler gibi evim ocağım

Cürmümü taşımaz kırık bacağım

Bütün yazdıklarım hay huy bestesi

Korkarım abdestsiz yutulacağım

 

Çağrı

 

Biliyor musunuz ısınıyorum

Sehere çağrının serinliğinde

Çömelip çok ağla, ağla diyorum

Nurani şeylerin derinliğinde

 

Arakan

 

Kehkeşan boğuşma ataş ağu kan

İnsanlık sürüsü mısralarla ben

Budizm’in dişleri zehri Arakan

Sustukça kazandık tüketerekten

 

Öteleler

 

Örf, irfân adına ne varsa kaymış

Amelsiz alimi bilginden saymış

Hayatsa akıyor boş dirensem de

Meşgul olduğum şey ötelerdeymiş

 

Kimdir

 

Ölüme susuyorum, bu yüzden kurban kimdir

Dörtlüklerim feryadım, gâm nedir figân kimdir

Zulüm idâm gözyaşı, düşünürüm niyâzla

Türkistan’da Alptekin, Mısır’da İhvan kimdir

 

Tesir

 

Hâl diliyle konuşmalar hoş olur

Sevda olur azık olur aş olur

Boş ifâde kalabalık teşvişler

Rehin alır tesir gider boş olur

 

Şüphesiz

 

“Madem dünya fanidir” endişeye ne gerek

İhtimal ki ganidir, şükret başın eğerek

Dünya fırıldak gibi döndürdükçe çıtırdar

Ruhum na’şıma koşar nefesime değerek

 

Musallat

 

Hiddetim öfkelerim, hak batıl meselesi

Hesabın eteğinde burgacında zor bayım

Gavura kaptırılmış, kültürümün yelesi

Bolluk musallat olmuş,dinle çocuk zordayım

 

Helâk

 

“Yaratan Rabb’inin adıyla oku”

Çalışıp okuyup kitaplar yutsak

Ne müthiş bir erdem farketmek yoku

Beşikten mezara ahdimiz tutsak

 

Aşklar

 

Aşklar kümülatif ölümüne yâr

Yalın tereddütsüz eyledim izhâr

Öpüşler vekâlet sevmeler köksüz

İstikbali kâbus güzellikler var

Aşklar kümülatif ölümüne yâr

 

Ve Seher

 

Aziz dostum baş koyanlar hür olur

Gökten yere yerden göğe sehere

Pür -nûr olur teslim olur sır olur

Yalnızlıklar sürüklerim nahere

Aziz dostum baş koyanlar hür olur

 

Teravih

 

Şükür kucakladık eyledik edâ

Konuşmak ilticâ susmak ilticâ

Zikir fikir şükür sabır dünyada

Teslim, hafızamız havf ile recâ

Şükür kucakladık eyledik edâ

 

Gomora

 

Fıtrat mevt cinayet sokaklar katır

Ve önde Zerdüştler postu karartır

Ülkemde kol gezer arsız eblehler

Çağdaş iblislere yetmez dört satır

 

Hicâb

 

Küfür tek millettir, irâde karma

Örften deformasyon şu bizim kızlar

Ve müsâbakalar diziler, sorma

Hem kimin hicâbı âh beyinsizler

 

Şey

 

Şöhret rüzgârlık çadır,tayfun çıkana değin

Sanat şeye değer mi, "şey" irâdesizliğin

Sözlerimin içinde çok şey arıyorum ben

Ne çok şeyler öğrendim şu şey harabelerden

 

Sığındığım

 

Kurtuluşun en mevsimi arâfe

Vâkt-i kıyam ey başını seyreyle

Rahmet ile çiselenir şerefe

Sığındığım encamımı hayreyle

 

Ömer Ekinci Micingirt

Son Güncelleme (Çarşamba, 22 Temmuz 2015 16:26)

 
Yazar: omerekincimicingirt

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

Yazar bilgileri: Ömer Ekinci MİCİNGİRT

Bu yazar simdiye kadar 563 eser ekledi.daha fazla bilgi icin yazar bilgilerine gidiniz.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ÜYELİK GİRİŞİ

KÖŞE YAZARLARIMIZ
мєнмєт Dคℓкคηคт
мєнмєт Dคℓкคηคт
maviiklimler yönetimi
maviiklimler yönetimi
Gelismis Istatistikler
Toplam Üye:5280
Aktif Üyeler:5274
Son Üyemiz:icyqakuq
Son Ziyaretçi:anahro
İçerik:24710
İçerik Okunma:29187088
RADYO MAVİİKLİMLER
Günün Sözü
Felaketin bir iyiligi varsa oda hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır..!
ANONİM -

Friends Online